9. Sınıf Türk Edebiyatı

Metin ve Zihniyet





Metin ve Zihniyet

Öncelikle zihniyet kavramının genel bir tanımını yapalım ve daha sonra metin ve zihniyet ilişkisinin ne olduğuna bakalım.
Zihniyet, bir dönemdeki siyasî, sosyal, kültürel, askerî, ticarî, ekonomik, dinî, adlî unsurların, eğitim etkinliklerin, inanışların, gelenek ve göreneklerin, aklınıza bununla ilgili ne gelirse, hepsinin bir araya gelerek oluşturdukları ortam ve zevk bütünüdür. Zihniyet bu saydığımız unsurların hiçbirine indirgenemez. Hepsinin toplamı bize zihniyeti verir. Mesela 1990’lı yılların zihniyetini anlamak için o dönemin siyasî, sosyal, kültürel, askerî, ticarî vs. bütün özelliklerine bakmak gerekir. Bir başka deyişle zihniyet, bir toplumun ya da kültürün bireylerinin duyuş ve düşünüşteki birlikteliğidir.

Peki metin ve zihniyet nedir?

Tıpkı “şiir ve zihniyet” başlığında anlattığımız gibi, sık sık cümleyi duyacaksınız:

Her eser, döneminin aynasıdır.

Bir edebî metin, hangi dönemde yazılmışsa o dönemin etkilerini mutlaka üzerinde taşır. Ayrıca o dönemin diğer yazarlarını ve şairlerini de etkiler. Mutlaka o dönemin özelliği bir şekilde metne siner. Metinle bütünleşir. İşte biz okuduğumuz metni incelerken o metin hangi dönemde yazılmışsa, o dönemle ilgili bilgi ediniriz.
Derslerde sürekli verdiğim bir örnek var:

Cep telefonunu biz Türkler, ne zaman kullanmaya başladık? 1990’lı yıllardan sonra değil mi? Peki diyelim bir hikâye okuyoruz. Hikâye kahramanlarından Kaan, cep telefonuyla konuşuyor. Şimdi biz diyebilir miyiz ki bu hikâye 1990’dan önce yazılmış ? İşte biz bir metnin zihniyetini incelerken bu tarz ipuçlarını yakalarız.
Şimdi başka bir örnek vererek konuyu pekiştirelim: Diyelim bir roman okuyoruz. Okuduğumuz romanda sıcak savaştan, toptan, tüfekten bahsediyor. Şimdi biz bu romanı okuyup da Türkiye’nin 1980’li yıllarını anlatıyor diyebilir miyiz? Hayır. Bu roman ya İstiklâl Harbi (Kurtuluş Savaşı)’ni ya da başka bir savaş dönemini anlatıyordur.

Yukarıda verdiğim örnek basit iki örnekti. İkinci örneği kurgusal romanlarla karıştırmayalım. Mesela biz kendi kafamızdan bir roman yazarız ve romanda dünya savaşı çıkarırız ve bu savaş 2014 yılında olur. Bunu zihniyette değil kurguda arayalım. :)

Bir toplumun bireyleri, o toplumun kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle, değer yargılarıyla yetişir. Bu yetişme sonucunda da bireyler, ortak bir zihniyete ulaşırlar. Böylece o toplumun bireyleri, olaylar ve durumlar karşısında benzer tepkiler ortaya koyarlar, benzer davranışlar sergilerler. Yazar ve şairlerin edebî metinlerinde, doğal olarak bu zihniyetin yansıması da görülür. Sanatçılar, yaşamdan aldıkları konuları işlerken, toplumu zihniyetiyle birlikte ele alırlar. İşte bu zihniyet de her dönem değişiklik gösterebilir.

Meselâ 15-16. yüzyıl veya daha eski dönem metinlerinde aşıkların genelde kavuşamadığı, ailelerin onları sevdiklerine vermediği işlenir. Ancak günümüz metinlerinde böyle bir şeyden söz edebilir miyiz? Çok nadiren. Çünkü genelde aileler çocuklarını sevdikleri kişiye verir, vermese de çocuklar kaçar. :)

Bir başka örnek vermek gerekirse, 15. -16. yüzyılda, Osmanlı’da, dinî ve kültürel değerlere bağlılık vardı. İşte bu sebeple tasavvuf Osmanlı’da önemli bir yer tutardı. Bizde o dönem yaşayan şairlere baktığımızda bu tasavvufun etkisini görebiliriz, başta Fuzûlî olmak üzere. Hemen bir yüzyıl atlayıp 17. yüzyıla gelelim, Lale Devri’ne. Lale Devri, zevk ve eğlencenin hat safhada olduğu, sürekli eğlencelerin, musiki sohbetlerinin tertip edildiği bir dönemdi. O dönem şairlerinden Nedim’in şiirlerine bakın bu eğlence hayatını rahatlıkla anlayabilirsiniz. Alın size bir örnek:

“Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a” ( Nedim )

Mesela Türklerin yaşadığı ilk dönemlere bakalım hemen. Savaş, ok, mızrak, at, av, çadır gibi unsurlar o dönem toplumlarında çok kullanılırdı. Hemen o dönem söylenmiş, ağızdan ağza yayılmış bir metin olan Oğuz Kağan Destanı’na bakalım:

“Demir kargılar ile ilimiz olsun orman
Av yerlerimiz dolsun vahşi at ile kulan
Yurdumuz ırmaklarla, denizlerle dolsun
Gökteki güneş ise yurdun bayrağı olsun
Ülkemizin çadırı yukarıdaki gök olsun
Dünya devletimiz, halkımız da çok olsun.”

Yukarıdaki nutuktan hareketle o dönem Türklerinin büyük ve zengin bir devlet hâlinde dünyaya egemen olma idealini tespit edebiliriz.
Koyunu özetlemek için aşağıdaki şemaya bakalım isterseniz:

metin ve zihniyet

Not: Görselin üzerine tıklayınca büyüyecektir.

 




11.147 views
Etiketler: , , , ,
edebiyat forumu
11.147 views

Yazar Hakkında

Yazar: Kaan Hoca

Ankara'da edebiyat öğretmeni olarak görev yapan yazar, evli ve hiç çocuk babasıdır.

Yorumlar

Ders Notları
Edebiyat Konuları
Ders notu arama
Yazılı Soruları
  • » Yazılı Soruları
  • » LYS Soru Bankası
Sponsorlar
Son Eklenenenler
Copyright 2013 - Tüm Hakkı Saklıdır. edebiyat öğretmeni ve edebiyat öğretmenleri, edebiyat ders notları, edebiyat konuları kaynak sitesi.