Kolay Türkçe

Gosterilen ‘YGS’ Kategorisi

Türkçenin Kolay Hali: kolayturkce.com

Pazartesi, Nisan 20th, 2015 | 198 views

Türkçe dersi ilkokul yıllarından mezun olana kadar her sene karşımıza gelen bir derstir. Hatta dönem dönem sınıf geçebilmek için baraj ders olduğu bile olur. Her sene haftada 3,4 saat öğretilmeye çalışılmasına rağmen bugün YGS Türkçe Türkiye ortalamasına baktığımız zaman maalesef 40 soruda  14-15 net gibi bir rakam karşımıza çıkmaktadır.  Bu da aslında birçok derste olduğu gibi Türkçe dersinde de öğretim sistemimizin veya öğrenci kalitemizin sınıfta kaldığını gösterir. Sebebi her ne olursa olsun ülkemizin genç nesli ve ülkemiz bu durumdan olumsuz etkilenmektedir.  Hal böyle olunca biz Türkçe öğretmenlerine de bu konuda düşünmek ve sorunun temeline inerek bu sorunu çözmek gelir.

Peki Türkçe dersi nasıl öğretilmeli veya nasıl çalışılmalı?

1. Türkçe dersi sarmal bir yapıya sahiptir. Yani her konu bir şekilde birbirini bütünler. Birbirinin eksiklerini tamamlar ve birbirinin öğrenilmesine yardımcı olur. Örneğin öğrenci sözcüğün yapısını bilmeden cümlenin ögeleri ve anlatım bozukluğu yapamaz. Öğrenci sıfat ve zarfı öğrenmeden sıfat fiili ve zarf fiili öğrenemez. Sözcükte anlam bilmeyen öğrenci paragraf sorularını yapamaz. Peki bunun için ne yapmalı?

Türkçe konularını belirli bir öğrenme sırasına dizmeli ve bir konuyu tüm ayrıntılarıyla öğrenmeden bir diğer konuya geçmemeliyiz. Konuyu iyice öğrendikten sonra diğer konuya dönmeli, bir önceki konu veya konularla bağlantısına bakmalıyız. Biz, www.kolayturkce.com isimli internet sitemizde TEOG, YGS, LYS, KPSS ve ALES gibi sınavlara hazırlanan öğrencilerimiz için konu anlatım sıramızı yayımlıyoruz ve öğrencimizin mantıklı bir sıraya göre çalışmasını sağlıyoruz. Doğru sıralama başarıyı getirecek en önemli etkendir!

2. Bir diğer konu da konuların tam anlamıyla öğrenilip sorularla pekiştirilmesi. Yine yukarıdaki maddenin devamı niteliğinde olan bu maddede konunun iyice öğrenilmesini denemeler ve çıkmış sorular ile öğrenilen bilginin pekiştirilmesi sağlanmalıdır.

3. Sık sık önceki öğrenilen konulara dönülmeli ve bol tekrar ederek unutmanın önüne geçilmelidir.

Unutmayalım ki bilgi ne kadar içselleştirilir, özümsenirse başarı o kadar artacaktır.

Somut ve Soyut İsimler

Çarşamba, Ağustos 20th, 2014 | 25.442 views

İsimler konusunda hazırladığımız şemada somut isimler ve soyut isimleri Varlıkların Niteliklerine Göre İsimler başlığı altında inceledik. Sınavlarda sıkça karşımıza gelen ve standart sapması yüksek olan sorulardandır somut ve soyut isimle ilgili sorular. Bunun sebebi karşımıza gelen soruların daha çok somutlama ve soyutlama ile ilgili olmasındandır.

Somut İsim

Beş duyu organımızdan herhangi bir tanesi ile algılayabildiğimiz, var olduğuna şahit olduğumuz nesnelere verdiğimiz isimlerdir. Duyabildiğimiz ses, görebildiğimiz görüntüler, ışık vb., tadabildiğimiz acı, tatlı her şey, dokunabildiğimiz tüm nesneler ve koklayabildiğimiz tüm kokular somuttur.

Dokunabildiğimiz: Sıcak su, sıcak hava, soğuk yüz, ıslak zemin vs. gibi dokunmayla hissedebileceğimiz ne varsa hepsi somut isimdir.

Duyabildiğimiz: sesler, gürültüler vs. gibi kulağımıza çalınan tüm sesler somut isimdir.

Tadabildiğimiz: Acılı lahmacun, şerbetli tatlılar gibi dilimizle tadabileceğimiz her şey somut isimdir.

Görebildiğimiz: İnsanlar, filmler, resimler gibi gözle görülen her şey somut isimdir.

Koklayabildiğimiz: Parfümler, hacıyağları, kokular gibi koklamayla ilgili aklınıza ne gelirse hepsi somut isimdir.

Soyut İsim

Beş duyu organımızdan herhangi bir tanesi ile algılayamadığımız, ancak var olduğunu bildiğimiz, hissettiğimiz, inandığımız, düşünebildiğimiz her kavrama verilen isimler soyut isimlerdir.

Aşk, mutluluk, ferahlık, iç sıkıntısı, rüya, hayal, inanç, fikir, kızgınlık, bilgi, günah, sevap gibi aklımıza gelen onlarca farklı kelimeyi soyut isme örnek olarak verebiliriz. Çünkü bu kavramların hiçbirini elle tutamayız, tadamayız, koklayamayız, duyamayız ve göremeyiz.

Soyutlama ve Somutlama Nedir?

YGS ve KPSS gibi dikkat, hız ve beceri ölçen sınavlarda somut isim ve soyut isimler genel olarak karşımıza soyutlama ve somutlama soruları ile çıkarlar. Soyutlama ve somutlama konusu bir hayli basıt olmasına rağmen birbirine karıştığı için bize hata yaptırır. Aşağıda örneklerle bu konulara açıklık getirelim.

Soyutlama Nedir? Soyutlaştırma Nedir?

Tek başına kullandığımızda somut anlamı olan bir sözcüğü cümle içerisinde soyut anlamda kullanıyorsak buna soyutlama ya da soyutlaştırma deriz.

Demek ki bir kelime somut iken cümlede soyut oluyorsa soyutlama vardır diyebiliriz.

Somut >>> Soyut = Soyutlama / Soyutlaştırma

Soyutlama Örnekleri

Beyninde ur varmış. ( Burada beyin kelimesi gerçek anlamıyla kullanılmıştır. )

Onda beyin ne gezer? ( Beyin burada düşünme kabiliyeti anlamında kullanılmış yani soyutlama yapılmıştır.)

Somutlama Nedir? Somutlaştırma Nedir?

Soyutlamanın tam tersidir aslında. Yalnız başına soyut anlamı olan bir sözcüğü cümle içerisinde kullandığımızda somut anlam ifade etmesidir.

Soyut >>> Somut = Somutlama / Somutlaştırma

Somutlama Örnekleri

Bir kız sevdim, ömrümü yedi.  ( “Ömür” sözcüğü normalde insan hayatını anlatan soyut bir kelimedir. Ancak burada yenilecek bir şey yerine kullanılmış, soyutken somut yapılmıştır. Dolayısıyla somutlama yapılmıştır. )

Uslan artık deli gönül. ( “Gönül” sözcüğü benlik, his anlamında iken burada yaramaz bir çocuk yerine kullanılmış ve somutlama yapılmıştır.)

Hayallerime gem vurdum bugünlerde. ( Hayal, soyut bir kelimedir. Hayallere gem vurmak derken, hayali gem vurulacak bir ata benzetmiş ve somutlama yapılmıştır. )

 

 

Fiiller (Eylemler)

Çarşamba, Ağustos 20th, 2014 | 33.802 views
fiiller

fiiller

Yaşadığımız dünyada gördüklerimize ve duyduklarımıza dair iki ana unsurdan bahsedebiliriz. Bunlardan bir tanesi nesne bir tanesi de harekettir. Nesneler; canlı, cansız, maddi ve manevi bütün varlıklar ve kavramlarken, hareket kavramı bu nesnelerin zaman ve mekân içerisinde hareket etmesi, yer değiştirmesi, durumları, oluşumları gibi bütün durumlarını karşılar. Bu varlıklar arasındaki keskin ayrım dilde de kendini göstermiştir.

Dilde; nesneleri isimler ile hareketi de fiiller ile ifade ederiz. Bir başka deyişle ağzımızdan çıkan sözcük ya isimdir ya fiil.

İnsanlar günlük hayatlarında her eşyaya, kişiye, canlı cansız tüm varlıklara veya düşünceye bir isim verirler. Bu isim sayesinde bu varlığı ya da düşünceyi diğerlerinden ayırt ederiz. İsimler bir durağanlığı, hareketsizliği, bir durumu karşılarlar.

Fiiller, hareketleri karşılar demiştik. O halde fiil ile ilgili yapacağımız tanım da bu yönde olacaktır.

Fiil Nedir ?

Varlıkların içinde  bulundukları durumları, oluşumlarını, hareketlerini bir şahıs eki ve kip eki alarak ifade eden sözcüklere fiil denir.

oku-, sev-, say-, gör-, bak-, sıçra-, yaz-, fırlat-, vur-, dokun-, yüz-, iç- vb. sözcükler eylemlere birer örnektir.

Bir sözcüğün fiil (eylem) olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Bir sözcüğün eylem / fiil olduğunu anlamak için iki farklı duruma bakmak gerekir.

1. Sözcüğe -mak, -mek mastar ekini getiririz. Eğer anlamlı bir bütün oluyorsa bu sözcük eylemdir.

2. Sözcüğün cümle içindeki anlamına bakarak bu sözcüğün fiil mi yoksa isim mi olduğuna kanaat getirebiliriz. Öncelikle -mak, -mek getirerek tahminde bulunmak her zaman daha sağlıklı olacaktır. Anlama bakarak yaptığımız tahminler bazen bizi yanıltabilir.

oku(mak), fırlat(mak), yüz(mek), dokun(mak), bak(mak), gör(mek), sev(mek), iç(mek)  vb. Bu örneklerde -mak, -mek mastarı getirdiğimiz sözcükle uyduğu için bu sözcükler birer eylemdir.

telefon(mak), bardak(mak), ev(mek), kaan(mak) vb. Bu sözcüklere getirdiğimiz -mak, -mek astarı sözcüğe uymadığı için bu sözcükler birer isim soylu sözcüklerdir. O halde:

Not: İsim soylu sözcükler mastar eki almazlar.

 Fiil Çeşitleri / Eylem Türleri

1. İş / Kılış Fiileri

İş kılış fiillerinde bir işin yapıldığından, öznenin faaliyet halinde olduğundan bahsedilir. Özne bir hareketi yapmaktadır. Ayrıca öznenin yaptığı bu işten, hareketten etkilenen bir nesne vardır. Bir cümlenin fiili nesne alabiliyorsa o halde bu filler geçişli fiiller dir diyebiliriz.  Eğer bu fiiller geçişli fiillerse, fiile sorduğumuz neyi/kimi sorusuna cevap verebilirler. Ayrıca fiilin başına getirdiğimiz “onu” sözcüğü ile bir uyum sağlarlar.

iş hareket fiilleri

iş hareket fiilleri

O halde tersine giderek hem bulma işlemini kolaylaştırabilir hem de sağlama yapabiliriz. Bir fiilin başına “onu” sözcüğünü getiriyorsak ve uyumlu bir sonuç alıyorsak bu fiil geçişli fiildir. Eğer fiil geçişli ise bu fiilin yaptığı bir nesne vardır. Eğer bu fiilin bir nesnesi var ise bu fiil iş / kılış fiilidir.

Yusuf, cebindeki kağıdı masaya bıraktı.

  • Neyi bıraktı? Kağıdı.
  • (Onu) bıraktı.

Çözüm mantığı: Bu cümlede bırak- fiili iş/kılış fiilidir. Çünkü bu fiilin yaptığı işten etkilenen bir nesne (kağıdı) vardır. Bu fiil nesne alabildiği için geçişli fiildir. Geçişli olduğu için neyi-kimi sorularına cevap verir.

İş Kılış Fiilleri Formüle: “Özne + Nesne”, “neyi, kimi?”, “onu”.

İş Kılış Fiilerine Örnekler:

Kerem, telefonu yüzüme kapattı.

  • Neyi kapattı? Telefonu. (Nesne)(Geçişli eylem)

Hira, oyuncağı Mina’ya attı.

  • Neyi attı? Oyuncağı. (Nesne)(Geçişli eylem)

Öykü, şişeyi çöp kutusuna atacak.

  • Neyi atacak? Şişeyi. (Nesne) (Geçişli eylem)

2. Durum Fiileri

durum fiilleri

durum fiilleri

Durum fiilleri, öznenin içinde bulunduğu durumu, konumu anlatan fiillerdir. Bu fiil türünde de işi yapan öznedir ve özne bellidir. Ancak öznenin yaptığı bu işten etkilenen bir nesne yoktur. Bu fiiller nesne almadığı için geçişsiz fiillerdir. Neyi ve kimi sorularına cevap vermezler. “Onu” sözcüğü fiilden önce getirilince anlamlı bir durum ortaya çıkmaz.

Dayımla bunca yıllık küslükten sonra tekrar barıştım.

  • (Onu) Neyi, kimi barıştık? Cevap yok. (Nesne yok. O halde geçişsiz fiil.)

Çözüm mantığı: Bu cümlede fiilimiz “barış-” fiili. Burada barışmak “ben” öznesinin kendi iradesiyle yaptığı bir iştir. Ancak bu işten etkilenen bir nesne yoktur. Dolayısıyla bu fiil geçişsiz fiildir. Neyi, kimi sorusuna cevap vermez.

Durum Fiilleri Formüle:Özne + Nesne“, “neyi, kimi?“, “onu“.

Durum Fiilerine Örnekler:

Sokaktan hızlı hızlı yürüdü.

  • Neyi yürüdü? Cevap yok. (Nesne yok, dolayısıyla geçişsiz fiil.)

Beni görünce aniden durdu.

  • Neyi durdu? Cevap yok. (Nesne yok, dolayısıyla geçişsiz fiil.)

3. Oluş Fiileri

Oluş fiileri, öznenin kendi isteği, iradesi dışında olan değişiklikleri anlatan fillerdir. Bu fiilerde değişimin zaman içerisinde, kendiliğinden, istemdışı olma şartı vardır. Eylemin gerçekleşmesi için belli bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Oluş fiilerinde nesneye ihtiyaç yoktur. Özne yeterlidir. Nesne olmadığı için oluş fiilleri geçişsiz fiillerdir. Dolayısıyla “Neyi, kimi?” sorularına cevap vermezler.

oluş fiilleri

oluş fiilleri

Bu konuda verilecek en güzel örnek renk değişimleri, yaşlanmak gibi sözcüklerle kurulan cümlelerdir:

Çiçek birkaç gün içinde hızla sarardı.

  • Neyi sarardı? (Cevap yok. Nesne yok, geçişsiz fiil.)

Çözüm mantığı: Bu cümlede sararmak fiilinin gerçekleşmesi için özneye ihtiyaç yoktur. Yani çiçek birkaç gün içinde kendiliğinden sararmıştır. Çiçeğin bu durum üzerine yaptığı hiçbir şey yoktur. Bu sebeple “sarar-mak” fiili oluş fiilidir. Fiil (sararmak) kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Oluş Fiilleri Formüle:Özne + Nesne“, “neyi, kimi?“, “onu“. Zamanla oluşum, kendiliğinden olma.

Oluş Fiilerine Örnekler:

Sakalları birkaç günde hızla ağardı.

  • Bu cümlede ağar-mak fiili zaman içinde, kendiliğinden gerçekleşmektedir. Bu sebeple oluş fiilidir.

Sıcak havada yemek birkaç saatte bozuldu.

  • Bu cümlede yemeğin bozulması için özne hiçbir şey yapmamıştır. Yemek birkaç saat içinde, kendiliğinden bozulmuştur. Bu sebeple oluş fiilidir.

2013 YGS Türkçe Soruları ve Cevapları

Salı, Nisan 2nd, 2013 | 1.430 views

Ülkemizde maalesef sınav sistemi sürekli değişiyor. Eğitim politikalarımızın siyasetüstü, hükûmet üstü tutulması gerekirken bizde gelen her bakan bu sistem üzerine bir oynama yapıyor. Neyse herkesin kanayan yarasını fazla deşmeyelim.

Eski ÖSS-ÖYS sistemine benzeyen bu yeni sistemin ilk basamağının adı YGS, ikinci basamağının adı LYS. Bu yazımızda 2013 YGS Türkçe sorularını bulacaksınız.

Aşağıda Türkçe soruları, soruların altında da cevapları yer alacak. Alttaki PDF dosyasını indirerek YGS Türkçe soruları ve cevaplarını, diğer alan soru ve cevaplarını inceleyebilirsiniz.

2013 YGS Soruları ve cevapları

Yazım Kuralları

Pazar, Mart 10th, 2013 | 4.155 views

Yıllardır öğrencilerime zaman kaldıkça en çok öğrettiğim konu yazım kuralları geliyor. Her ne kadar onlar yazım kurallarının ne kadar ciddi bir mesele olduğunu bilmez. Mesele “anlaşmaksa” eğer kurala falan ne gerek var? Zaten konuşarak anlaşıyoruz. Hatta onlara göre yazım kurallarını bilmek yerine “slm, nbr” gibi kimi kısaltmaları bilmek anlaşmak için daha önemli. Ben onlara “anlaşmak” var “anlaşmak” var desem de yine de bildiklerini okuyorlar. Tabii bunu biraz olsun öğretmek için güzel bir örnek buluyorum onlara. Sizlere de anlatayım:

Nerede okuduğumu tam hatırlamıyorum ama sanırım aylık bir edebiyat dergisiydi.

Türkçede birçok bağlaç var. Mesela “ve” de bir bağlaç, “ile” de bir bağlaç. İlk etapta ikisi de aynı anlama geliyor değil mi? Bakalım hemen.

“Leylâ ile Mecnûn”, “Leylâ ve Mecnûn”

Yukarıdaki iki kelime grubuna baktığımızda ikisinde de aynı anlam olduğunu düşünebiliriz. Fakat dikkatli bakınca “ile” bağlacının Mecnûn’a bir aidiyet kattığını, Leylâya ait olduğunu, ikisinin isminin birbiriyle tamlama oluşturduğunu görebiliriz.

Leylâ ile Mecnûn.

Leylâ ve Mecnûn kelime grubuna bakınca ikisi birbirinden bağımsız bir kişi olarak algılanıyor. Leylâ var, bir de Mecnûn var. Ancak “ile” bağlacına bakınca Lelânın Mecnûn’u var.

Demek ki bu örneğe bakınca yazım kurallarının o kadar basit bir konu olmadığını daha net görebiliriz.

Aşağıda “Yazım Kuralları“nı teker teker başlık altında inceleyeceğiz. Benim öğrencilerimden hep istediğim şey birer yazım kılavuzu, imlâ kılavuzu temin etmeleri. Her ne kadar yazım kurallarının bir mantığı olsa da ara ara kurcalamak gerekiyor. Bugün Türkçeyi çok iyi konuşanlarla kötü konuşanlar arasındaki fark onların bilgi farklılığından değil de öğrenme isteği farklılığından kaynaklanıyor.

Biz edebiyat öğretmenleri bile zaman zaman birçok kelimede takılabiliyoruz. Bizi öğrenciden ayıran fark da bilmediğimiz kelime ile karşılaştığımızda yazım kılavuzunu açıp hemen bakmamız.

Şimdi işiniz daha kolay. Aşağıya yazım kuralları konusunu teker teker ekledik. Bu kuralları “Türk Dil Kurumu”nun Yazım Kılavuzundan aldık. İçiniz rahat olsun.

Yazım Kuralları

Ses, Harf ve Alfabe
Türkçede Ünlülerin Nitelikleri
Düzeltme İşaretinin Kullanıldığı Yerler
Türkçede Büyük Ünlü Uyumu
Küçük Ünlü Uyumu
Ünlü Düşmesi
Ünsüz Uyumu
Sayıların Yazılışı
Büyük Harfler Nerelerde Kullanılır
Birleşik Kelimelerin Yazılışı
Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler
Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler
Deyimlerin Yazılışı
Yabancı Özel İsimlerin Yazılışı
Kısaltmaların Yazılışı
Türkçede Uzun Ünlü
Ünlü Daralması
Ünsüzlerin Nitelikleri
Ünsüz Türemesi
Alıntı Kelimelerin Yazılışı
İkilemelerin Yazılışı
Hece Yapısı ve Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
Soru Eki mı / mi / mu / mü’nün Yazılışı
Bağlaç Olan da, de’nin Yazılışı
Bağlaç Olan ki’nin Yazılışı
İle Bağlacının Yazılışı
Fiil Çekimi
Mastarlara Gelen Eklerin Yazılışı
Ek Fiilinin Yazılışı
Simgelerin Yazılışı

A Harfi ile Başlayan Atasözleri

Pazar, Mart 10th, 2013 | 885 views

Abanın kadri yağmurda bilinir: Her şeyin bir değeri vardır. Bir şeyin gerçek değeri (kadri) ise, ona gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.

Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır: Kimi görgüsüz ve eğitimsiz kimseler bir rastlantı sonucu lâyık olmadıkları önemli bir işin başına geçseler ya da bir mevki elde etseler, aptalca davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve böbülenmeye başlarlar. Dahası, bunun kendi hakları olduğunu da ileri süerler.

Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz: Kimi insanlar yaptıkları işten zevk duyarlar ve onu bırakmak istemezler; bu işi süekli olarak, tekrar tekrar yapmaktan da hiç bıkkınlık duymazlar.

Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur: Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır. İlgi duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur.

Abdala “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş: Yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşayıp eziyet çekmekte olan kimseler, karşılaşacakları zor şartlardan endişe duymazlar. Çünkü onlar bu şekilde yaşamaya alışıktırlar.

Abdalın dostluğu köy görünceye kadar: Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı elde ettikten, işini yüütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle olan ilişkisini keser.

Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık: Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.

Acele ile menzil alınmaz: Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız, başarı kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süesi vardır.

Acele işe şeytan karışır: Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur.

Acemi katır kapı önünde yük indirir: Bir işin yabancısı olan, bir işe alışmamış, beceriksiz ya da anlayışsız kişi, kendisinden beklenen işi eksik yapar ve istenildiği gibi yerine getiremez; daha başlangıç anında veya en önemli yerinde işi bırakıverir.

Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır: Uzun süe bir şeyin yokluğunu çekip ona ihtiyaç duyan kimse, o şeyden ne kadar çok elde ederse etsin tatmin olmaz; kendisine yetmeyeceği duygusu içinde bulunur.

Acıkmış kudurmuştan beterdir: Bir şeyden uzun süe yoksun kalan kimse, onu gördüğü anda ele geçirmek ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş gibidir, gözü hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süe yokluğunu çektiği o nesnedir.

Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur: Bir kimsenin acınmasına yol açar, başkalarını ona merhamete getirirseniz, o kimse yerli yersiz yardım dilemeye başlar ve gittikçe arsızlaşır; bunun yanında kimilerinin hakkını kısar, emeklerinin karşılığını vermez ve onları aç-yoksul bırakırsanız, onlar da hırsızlık yapmaya başlarlar.

Acı patlıcanı kırağı çalmaz: Kötü durumda olan bir kimseyi, ortaya çıkacak yeni kötü durumlar etkilemez; pek çok zorluğa katlanabilir; çünkü o, böylesi kötü durumlara alışmıştır. Ayrıca, işe yaramayacak hâle gelmiş kimseler de, tutar bir yanları olmadığı için felâketlerden çekinmezler.

Acı (kötü) söz insanı (adamı) dininden (çıkarır), tatlı söz (dil) yılanı deliğinden (ininden) çıkarır: Onur kırıcı, sert, kötü sözler insanı öfkelendirir; sabrını taşırır, çileden çıkarır, hoş olmayan davranışlara süükler. Bunun aksine yumuşak, tatlı, hoş sözler de öfkeli, geçimsiz, saldırgan insanları yatıştırabilir; zarar vermelerinin önüne geçip onları doğru yola sokabilir.

Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez: Aç, yemek yeme ihtiyacı olan, yemesi gereken kimsedir. Bu insanın düşüncesi de karnını doyurmaktır. Onun bu isteği kimi özülerle giderilip geçiştirilemez, böyle yapılmak istenirse kimi anlamsız ve aşırı davranışlara kaymasına neden olunur. Çocuklar da bir şey istediler mi hemen onun yerine getirilmesini isterler, beklemek nedir bilmezler.

Aç (arık) at yol almaz, aç (arık) it av almaz: İş gördüülen kimselerden verim umuluyorsa onlar aç, yoksul ve zaruret içinde bırakılmamalı, her yönden tatmin edilmelidirler.

Aç ayı oynamaz: Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir; insan ya da hayvan olsun, çalışan mutlaka doyurulmalıdır.

Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin: Yönetiminde bulunan, gözetiminde olan kimseleri maddî ve manevî yönden tatmin etmelisin. İnsanları bu yönlerden sıkıntıya düşüü, emeklerinin karşılığını vermez, kötü muameleye maruz bırakırsan yanlış yola saparlar; söz dinlemez olurlar, arsızlaşırlar.

Aç doymam, tok acıkmam sanır: Uzun süe yokluk içinde olan aç insan elde ettiğinden çoğunu ister, tatmin olmaz, yetmeyeceği duygusunu taşır. Tok, yani varlıklı insan ise var olanla yetinir gibidir, elindekilerin bir gün gelip tükeneceğini düşünmez, yeni kazanç yollarına başvurmaz, dahası elindekileri bilinçsizce harcamaya devam eder.

Aç elini kora sokar: Aç ve yoksul insan, zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için canı pahasına bile olsa her tülü tehlikeye atılmaktan çekinmez.

Aç gözünü, açarlar gözünü: Uğraşılarında, giriştiğin işlerinde uyanık bulunup dikkatli olman gerekir; yoksa umulmadık, beklenmedik bir anda büyük zararlarla karşı karşıya kalabilirsin. Bu belâdan sonra aklın başına gelir ama iş işten geçmiş olur.

Açık ağız aç kalmaz: Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.

Açık yaraya tuz ekilmez: Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve davranışlardan kaçınmak gereklidir.

Açık yerde tepecik kendini dağ sanır: Kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir yerde, kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbülenmeye, büyüklük taslamaya başlar.

Açılan solar, ağlayan güler: ayatta hemen her şey bir değişimin içindedir, olduğu gibi kalmayıp tersine dönebilir, güzel çirkinleşebilir; mutsuz mutlu, yoksul da zengin olabilir.

Açın gözü ekmek teknesindedir (olur): İnsanın tek amacı, öncelikle kendisi için gerekli, yaşaması için zorunlu olan, yokluğunu çektiği şeyi elde etmektir.

Açın karnı doyar, gözü doymaz: 1) Bir şeyin uzun süen yokluğu açlık ve doyumsuzluk duygusuna iter insanı; bu insan hiç doymamış, aç kalacakmış gibi davranır; gözü nesnelerde kalır, o nesneleri kaybedecek sanısına kapılır. 2) İhtiraslı kişi elindekiyle yetinmez, daha fazlasını ister.

Aç kurt bile komşusunu dalamaz: Komşu hakkı çok yücedir. Komşuya hangi şartlarda olursa olsun, aç ya da zengin iyi davranılmalıdır. Çünkü toplumun dirlik ve düzenliği bir yönüyle buna bağlıdır.

Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna: Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir, saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.

Aç ne yemez, tok ne demez: Yoksul kişi ihtiyaç duyduğu şeyin en kötüsüne bile razı olur; iyisini, kötüsünü arayacak durumda değildir. Oysa varlıklı kişi için durum farklıdır, o her zaman daha iyisini ister, en güzel şeylerde bile bir kusur bulur, mırın kırın eder.

Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır (görür): Yoksulluk çeken, varlık yüzü görmeyen kişi süekli ihtiyaç duyduğu şeylerin hasretini çeker; kendisini onları elde etme hayaline kaptırır, olmayacak düşler kurar.

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü: Hoşuna gitmeyecek sözler söylenmesine, hakkında kötü şeylerin ortaya çıkmasına yol açmak istemiyorsan karşındakini kızdırma.

Aç tokun yüzüne bakmakla doymaz: İnsan ihtiyaç duyduğu, süekli yokluğunu çektiği şeyleri varlıklı kimselerde görmekle onlara sahip olmuş sayılmaz. Tatmin olabilmek için onları gerçekten elde etmelidir.

Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz: Bu iki şey tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu yerde ise hak yeme, sömüü, eğrilik, azgınlık vardır ve orada da ne adalet ne de âdil vardır.

Adam adama her daim muhtaç (gerek olur): Tek başına yaşamak oldukça zor olduğundan insanlar bir arada yaşarlar, dayanışmaya gerek duyarlar. İhtiyaçlar bu sayede karşılıklı olarak giderilir. Bu bakımdan hiçbir insanı küçümseyip yararsız saymamalı; olur ki bir gün, hiçlenen o insanın yardımına gerek duyulabilir.

Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil (Adam adama yük olmaz): Birileri gelip konuğumuz olabilir, evimizde kalabilir. Bu konuk tıpkı can gibidir; can nasıl gövdeye geldiği gibi gidiyorsa, konuk da günün birinde geldiği gibi gidecektir. Bu sebeple yanımıza gelen arkadaş, dost, yakın ve konuklarımızdan yaka silkmemeliyiz.

Adam adamdan korkmaz, utanır (hatır sayar): Bir kimse kendisine yapılan kabalık, kötülük karşısında sert tepki göstermiyor, benzer bir şekilde karşılık vermiyorsa, bu korktuğundan değildir; hatır saydığındandır, utandığındandır, duygularına egemen olduğundandır.

Adam adam denmekle adam olmaz: Değerleri olmadığı hâlde değer verip saygı duyarak, bazı unvanlar vererek, överek, pohpohlayarak bir kimseyi iyi yetişmiş, değerli bir kimse yapamayız. Gerçek şahsiyet, olgunluk, insana yakışacak durum, tutum ve davranış insanın kendinde bulunmalıdır.

Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olmasa da çulu: Bir kimsenin toplumdaki seçkin yeri ve önemi zengin ya da yoksul hâliyle ölçülemez. Kimi insanlar son derece yoksuldurlar ama kendilerinde bir adamlık vardır. Kimileri de zengindir ama insanlıktan nasiplerini almamışlardır. Dolayısıyla yoksul olmak insanın değerini düşümez, zengin olmak da değerini artırmaz.

Adam adamı bir kere (defa) aldatır: Bir kimse, huyunu suyunu bilmediği bir kişiye bir kez aldanır; bir daha aldanmaz. Çünkü bir kez aldanmış ve ders almıştır. Artık kendini ona göre ayarlar, karşı tarafın düzenbaz olduğunu bildiği için tedbir alır, düzenbaz ne derse desin inanmaz ve tuzağına düşmez.

Adama dayanma ölü, duvara (ağaca) dayanma yıkılır (kurur): İnsanlar hayatları boyunca birbirlerine destek verirler, yardımcı olurlar. Ne ki her destek ve yardım süekli olmaz. O hâlde insan, yapacağı işlerde başkalarının yardımına ve desteğine değil, öncelikle kendi gücüne, bilgi ve becerisine dayanmalı ve güvenmelidir.

Adam ahbabından bellidir (Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu diyeyim): İnsan daha çok anlaştığı, huyunu suyunu bildiği, sevdiği, yanında bulunmaktan hoşlandığı kimselerle arkadaşlık kurar; dostluk eder. Dolayısıyla bir kimsenin iyi ya da kötü olduğu, arkadaşlık kurduğu kimsenin kişiliğine bakılarak anlaşılabilir.

Adamak kolay, ödemek güçtür: Bir işi yerine getireceğim demek, davranışıyla ya da tutumuyla o işi yapacağım duygusu uyandırmak, umut vermek kolaydır. Ne var ki yerine getirmek ve yapmak güçtü. Çünkü bu, bir çabaya, bir maddeye ya da bir paraya dayanır; bunlar da zor sarf edilir şeylerdir.

Adamın (insanın) adı çıkacağına (çıkmaktansa) canı çıksın (çıkması yeğdir): Toplumun bir insan hakkında verdiği yargı kolay kolay değişmez. Eğer bir adamın adı kötüye çıkmış, bu yanıyla şöhret bulup tanınmışsa, bu durum onun için katlanılmazdır. Nereye gitse kötü yanı yüzüne vurulacak, itilip kakılacak, aşağılanıp toplum dışına itilecektir. Böyle bir hayatı yaşamak, o insan için yaşarken ölmek demektir.

Adamın iyisi alış verişte belli olur: Alışveriş bir insanın karakterini, iyi ya da kötü oluşunu belirleyen en önemli ölçütlerden biridir. Alışveriş her şeyden önce çıkara dayanır. Birçok insan da çıkarı için ahlâk kurallarını çiğnemekten kaçınmaz. Bunu anlamanın en iyi yolu da kişiyi alışverişte denemektir. Alışveriş sırasında hileye başvurmayan, hakkı gözeten, yalan söylemeyen, ahlâksız yollara sapmayan kimse iyi insandır.

Adamın iyisi iş başında belli olur: İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi mi kötü mü olduğu yaptığı işlerle, çevresindekilere karşı takındığı tutumla ölçülü.

Adamını yere bakanından, suyun ağır (sessiz) akanından kork (sakın): Genellikle sessiz akan sular derin ve tehlikeli olurlar. Bir olay karşısında duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan, niyetini belli etmeyen, sessiz kalan kimseler de ağır akan suya benzerler. Sinsidirler, içlerinde besledikleri kötülükleri hissettirmezler, bu bakımından sakıncalıdırlar.

Adam olana bir söz yeter: İyi yetişmiş, kişilikli, anlayışlı, duyarlı kişiler kendilerine söylenen sözü, ilk söylenişinde anlarlar ve sözün gereğini yerine getirirler. Bir sözü defalarca söyleten, söyleyeni zorlayan, çıkmaza sokan kimselerde ise, bir kavrayış noksanlığı, bir ahlâk eksikliği var sayılabilir.

Ademoğlu (insanoğlu) çiğ süt emmiştir: Başlangıcından bu yana nankörlük insanoğlunun değişmez bir sıfatı olagelmiştir. Yapılan bir iyiliğe karşı, çokluk kötülükle cevap vermek, insanın atamadığı huylarındandır. Sanki bu, insanda değişmez bir hâldir. Bu bakımdan insanoğlu güvensizdir, ona karşı daima dikkatli olunmalıdır.

Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur: Büyüklerin küçükler üzerinde büyük bir etkisi vardır. Çocuklar, çokluk büyüklerini örnek alırlar. Onlardan ne görülerse onu yapmaya çalışırlar. Bu sebeple, anne-babanın çocuklar, büyüklerin de küçükler üzerindeki etkisi, eğitim açısından oldukça önemlidir.

Ağacı kurt, insanı dert yer: Ağaç kurdu, içine yerleştiği bir ağacı veya tahtayı özünden, içten içe yiyerek çüütü ya da kurutur. Dert ve üzüntü de tıpkı ağaç kurdu gibidir. İnsanı içten içe yıpratır, perişan eder, dayanıksız kılar, yiyip bitirir.

Ağaç kökünden yıkılır: Ağacı ayakta tutan, onu toprağa bağlayan kökleridir. Onun bütün dallarını kesebilirsiniz, ancak yıkamazsınız. Yıkmak için köklerini topraktan çıkarmak zorundasınız. Bir aile, toplum ya da düzen de tıpkı ağaç gibidir. Onu da ayakta tutan bir temel (kök) vardır. Kimi ayrıntılarını (dallarını) yok edebilirsiniz, ancak yıkıp bozamazsınız; yıkmak için temelini sarsmak, ana noktalarını bozmak zorundasınız.

Ağaç yaprağı ile güzeldir (güler): Bir ağacı güzel gösteren, verimli kılan, canlı tutan yaprakları, çiçekleri ve meyveleridir. Varlığını ancak bunlarla kanıtlar. İnsanlar da böyledir. İnsan ailesi, çocukları, yakınları ve dostları ile bir bütün oluşturup varlık gösterebilir. Eğer bunlardan mahrum olursa yapraksız, çiçeksiz ve meyvesiz bir ağaç gibi kalır ortada; cansız, kurumuş gibi, güçsüz ve verimsizdir.

Ağaç yaş iken eğilir: Çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda işlenmeye, her tülü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de büyüdükçe eğitilmeleri zorlaşır. Yaşlı insan kolay kolay eğitilmez. Onlar tıpkı kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlanırlarsa kırılırlar. Bu sebeple onlara yeni bir davranış kazandırmak imkânsız gibidir.

Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter: Yüce Allah, her canlıyı yaratırken onunla birlikte rızkını da yaratır. Ancak insanlar aç gözlülük edip kimilerinin hakkını gasbederler, rızklarına el koymaya çalışırlar. Dolayısıyla kimileri aç ve yoksul kalır. İnsanlar bu tavırlarından vazgeçmiş olsalar, herkesin rızkının kendisine yeter olduğu apaçık ortaya çıkacaktır.

Ağır giden yol alır, hızlı giden yolda kalır: Gittiğimiz yolda, tuttuğumuz işte ilerlemek istiyorsak acele edip telâşa düşmemeliyiz. Yavaş yavaş ama güvenli, gerekli bir tempoda, emin adımlarla yüümeliyiz. Böyle hareket etmezsek, aceleciliğimiz yüzünden süçebilir, yolumuzu şaşırabilir, sonuca da ulaşamayız.

Ağır kazan geç kaynar: 1) Herkesin anlayış yeteneği bir değildir, öğrenme kabiliyetleri de farklıdır. Kimi kalın kafalı kimseler bir meseleyi oldukça geç ve zor kavrarlar. 2) Bazı beceriksiz, tembel kişiler işlerini geç yaparlar ve zamanında yetiştiremezler. 3) Ağırbaşlı, olgun kimseler bir olay karşısında hemen öfkelenip telâşlanmazlar.

Ağır ol, batman gelesin: Temkinli, ağırbaşlı, ölçülü ol ve dengeli hareket et ki, itibar göresin; sevilip sayılasın. Çünkü hafif meşrep, sulu, çabuk kızıp taşkınlık gösteren, aceleci kimseler toplumda pek sevilip yer edinemezler.

Ağır taş batman döver (yerinden oynamaz): Tutarlı, ölçülü, ağırbaşlı, temkinli kimselerin toplumda etkin bir yerleri, ayrıcalıklı bir kişilikleri vardır. Bu ayrıcalıkları sebebiyle onlara kolay kolay kimse ilişmeye cesaret edemez, onları hırpalamaya öyle herkesin gücü yetmez, dolayısıyla ister istemez saygı görü ve yerlerini korurlar.

Ağır yongayı yel kaldırmaz: Davranışları ölçülü, sözleri yerinde, temkinli ve ağırbaşlı olan insanlara dış etkenler, niyeti bozuk kimseler kolay kolay zarar veremezler.

Ağız yer, yüz utanır: İkram kabul eden, armağan alan kişi, bunları kendisine sunan kimsenin istediğini yerine getirme zorunluluğunu duyar; bir borçluluk duygusuyla bu isteği reddetmeye utanır, istemese de işi yapar.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler: Hakkımızın yendiği yerde susup sonuca katlanmak doğru değildir. Susar, sesimizi çıkarmaz, hakkımızı aramazsak kimse bize yardım elini uzatmaz; hakkımızı vermez. Onun için hakkımızı arama yoluna gitmeli ve bu yolda sesimizi duyurmalıyız.

Ağlatan gülmez: Başkalarına zulmeden, sıkıntı veren, çile çektiren kimselerin kötülükleri karşılıksız kalmaz; günün birinde bu dünyada ya da öteki dünyada kendisine döner, yaptıklarının cezasını mutlaka çeker, o da ağlar.

Ağrısız baş mezarda gerek (olur): Yaşayan her insan dertten, çileden yakasını kurtarabilmiş değildir. Yaşadıkça da kurtaramayacaktır. Dolayısıyla dertsiz insan ancak mezarda bulunur. Bu demektir ki, insan dertten ancak ölünce kurtulacaktır.

Ağustosta gölge kovan, zemheride karnın ovar: Vakit ve fırsat varken (yazın) çalışmayan, tembel tembel oturan, keyfini düşünen kimse, fırsat kaçtıktan sonra, çalışmanın zor olduğu günlerde (kışın) geçim sıkıntısı çeker; perişan olur, aç kalıp yoksul düşer.

Ah alan onmaz: Zulmeden, hak yiyen, kötülük yapan ve bu sebeple birilerinin bedduasını alan kimse iflâh olmaz; onun sonu iyi değildir, yaptıklarının cezasını mutlaka görü.

Ahlatın (armudun) iyisini ayılar yer: Değerli, güzel ve iyi şeyler çoklukla onlara lâyık olmayan kimselerin eline geçer ve onlarca kullanılırlar. Bu da gösteriyor ki, insanlar gelişen olaylara çok kez engel olamazlar.

Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez: Anlayışı kıt, beceriksiz, yüzsüz ve yılışık, çıkarcı kimselere gereksiz yere yakınlık gösterilmemelidir. Yoksa bu yakınlığı kötüye kullanabilir. Yerli yersiz karşınıza çıkıp sizi rahatsız ve huzursuz edebilir. Bu gibi kimselerle kurulacak ilişkilerde dikkatli olunmalıdır.

edebiyat öğretmeni

Ahmak iti yol kocatır: Bazı insanların girişimleri, uğraşıları, didinmeleri, yaptıkları işleri ahmaklıkları yüzünden sonuçsuz kalır; yıpranmalarına yol açar. Bunun böyle olmasının sebebi, işe iyi düşünmeden, plân yapmadan girmiş bulunmaları, karşılarına çıkacak aksilikleri hesaplamamış olmalarıdır. İşte böylesi bir giriş, onları tekrar tekrar yapmak zorunda bırakmış, zaman kaybettirmiş, yormuş ve yıpratmıştır.

Akacak kan damarda durmaz: “Takdir, tedbiri bozar” derler. Bir zarara uğramak, önemli bir şeyimizi kaybetmek kaderimizde varsa, ne yaparsak yapalım, ne önlem alırsak alalım bunun önüne geçemeyiz. Bugün ya da yarın, er veya geç olan olacaktır.

Ak akçe kara gün içindir: Emek vererek, alın teri dökerek kazandığımız para, sıkıntılı anlarımız ve zor günlerimiz içindir; bizi darlıktan bu para çekip kurtarır, rahata erdirir. Dara düşülen günlerimizde bu parayı harcamaktan da geri durmamalı, çekinmemeliyiz.

Akan su yosun (pislik) tutmaz: Bilinen bir şey ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar; hareketsiz ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği bünyesinde taşır. Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık insanı canlı ve üetken yapar; iyimser kılar, kötülükten uzak tutar, düşkünlüğünü önler; böylece de o insan hem kendine, hem de başkalarına yararlı olur.

Akar su çukurunu kendi kazar: Azimli olan, bir şey yapma isteği ve gücünü taşıyan, gayretli ve atak kimseler zorluklara boyun eğmezler; amaçlarını gerçekleştirmek için imkân ararlar, yollarını ne yapıp edip bulurlar.

Akan suya inanma, el oğluna güvenme: Kimi akar sular yavaş aktığı için tehlikesiz görünebilir, ancak yine de güvenmemelidir. Bir an o suya kapılıp süüklenebilir, derinlere ve burgaçlara çekilip boğulabiliriz. El oğlu da tıpkı bu akar sular gibidir, kimi yanlarına bakarak onlara güven duyamayız. Çıkarı için bizi tuzağa düşüebilir, başımıza olmadık işler açabilir, zor durumda bırakıp zarara uğratabilir. Bunun için temkinli olmalıyız.

Akıl akıldan üstündür: Her insan aynı anlayış, bilgi ve düşünme gücüne sahip değildir. Bizim akletmediğimizi, bir başkası akledebilir. Biri bizden daha iyi düşünüp karanlık bir noktada bize ışık tutabilir. Bu bakımdan önemli işlerimizde güvenli, geniş düşünce sahibi kimselere danışmaktan, onların bilgi ve tecrübesine başvurmaktan kaçınmamalıyız.

Akıl için tarik (yol) birdir: Bir mesele ancak akıl yoluyla çözülebilir. Bu yol ise tektir. Doğru düşünenlerin, mantıklı olanların bu yolu izlediklerinde vardıkları sonuç hep aynı olacaktır.

Akıl kişiye (adama) sermayedir: Giriştiğimiz hemen bütün işlerde başarılı ya da başarısız olmamızdaki en büyük etken akıldır. O, yapmaya çalıştığımız işte baş aracımızdır. Onu gerektiği gibi, yerinde kullanırsak iyi sonuç almamız kolaylaşır. Hemen her işte bir sermayeye gerek duyulduğu açıktır. Bu sermaye de paradır. Ama unutmayalım ki, paranın da işe yarar şekilde kullanılması akılla olur.

Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır (Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun): Düşüncesiz ve yersiz davranan, gerçeği görmeyen, anlayışı kıt kimseler yaptıkları işlerin, söyledikleri sözlerin ne gibi sonuçlar doğuracağını hesap edemezler. Bu yanlarıyla, iyi niyetli de olsalar dostlarına bilmeyerek zarar verebilirler. Bunun aksine, akıllı düşmanın neler yapabileceği, hangi yollara başvuracağı önceden tahmin edilip sezilebilir; dolayısıyla kişi tedbirini alır, kendisine gelebilecek zararları önlemeye çalışır.

Akıllı hırsız, şaşkın ev sahibini bastırır: Aklını kullanmasını bilen, açık göz, uyanık ve düzenbaz kimseler düşüncesiz, kavrayışı kıt, ahmak ve şaşkın kimseleri aldatmakta bir zorlukla karşılaşmazlar. Hatta bu kimseler, karşılarındaki bu aptal insanları, haklı da olsalar haksız çıkarabilirler; kendilerini suç işlememiş gibi gösterebilirler.

Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer: Önlem almaya, hazırlıklı olmaya alışmış kimi tedbirli kimse, hemen her şeyde bir sonuca ulaşmak için sağlam bir yol arar. Bunun için de düşünüp taşınır, kolay kolay karar veremez. Dolayısıyla da epey zaman harcamış ve sonuca ulaşmakta gecikmiş olur. Oysa gözü pek atak ve yeterince düşünmeden karar veren kimse, tehlikeyi göze alıp işe girişir ve sonuca daha çabuk ulaşır.

Akıllıyı arkada tutma, akılsızı kılavuz etme: Hangi işte, hangi yönetimde olursa olsun sağlıklı bir sonuca gidilmek isteniyorsa, mutlaka iyi ve doğru düşünenlere, işinin ehli ve akıllı kimselere öncelik verilmelidir; onlar takipçi değil, takip edilenler olmalıdır. Eğer bunun tersi yapılıp akılsız, ahmak, beceriksiz, anlayışı kıt kimselere öncelik verilir, onlar iş başına getirilirse yapılan işten olumlu bir sonuç elde edilemez; elde kalan yalnızca zarar olur.

Akıl para ile satılmaz: İnsanlar akılca eşit değillerdir. Kimileri akıllı, kimileri aptaldır. Bunu değiştirmek mümkün değildir, böyle de süüp gidecektir. Üstelik akıl, somut bir şey de değildir. Sonradan da elde edilemez, parayla da alınıp satılamaz. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda delice işler yapan varlıklı insanlar, akıllıca işler yapan yoksul insanlar görüüz. Eğer akıl parayla satın alınmış olsaydı zenginlerin dilece işler yapmadıklarına tanık olabilirdik.

Akılsız başın zahmetini (cezasını) ayaklar çeker: 1. İyi düşünüp taşınmadan, eni konu hesaplamadan verdiğimiz kararlar, yaptığımız girişimler bizi kötü sonuçlarla karşı karşıya bırakır, çıkmaza sokup oraya buraya koşturur, yorgun düşüü. Hemen her şeyi yeni baştan yapmak durumuyla yüz yüze getirir. 2. İşin başında olanların akletmeden verdikleri yanlış karar ve ortaya koydukları tutumların doğurduğu kötü sonuçların sıkıntılarını, zahmetini buyruk altında çalışanlar çeker.

Akıl yaşta değil baştadır: İnsanın yaşlanması, aklının artması anlamına gelmez. İnsan büyüyebilir fakat aklı (kıt) kalabilir. Biliriz ki, pek çok genç yaşça büyük olanlardan daha akıllıdırlar. İnsanlar yaşlandıkça tecrübe sahibi olabilirler ama tecrübe akıllı olanların işine yarar, akılsızların değil.

Ak koyunun kara kuzusu da olur: 1) İyi ana-babadan kimi zaman kötü huylu çocuklar da olabilir. 2) Çok iyi sandığımız bir işin, girişimin veya tavrın kötü yanları da bulunabilir. 3) Arkadaş, dost ve yakınlarımızın kimi kusurlu yanları da bulunabilir.

Akla gelmeyen başa gelir: İnsan her şeyi eksiksiz düşünüp, başına gelebilecekleri önceden kestirip tedbir alacak güçte değildir. Hiç ummadığı, beklemediği bir anda başına öyle şey gelir ki, bu şeyi daha önce hiç düşünmemiştir bile. Bu durumda yapılacak şey endişe ve korkuya kapılmamak, sakin olmaya çalışmaktır.

Aklına geleni işleme, her ağacı taşlama: Aklına geleni hemen gerçekleştirmeye çalışma; önce iyi düşün, taşın, doğabilecek sonuçları hesapla. Bunun aksine hareket edip iş yapmaya kalkar, her önüne gelene çatarsan büyük sıkıntılarla karşılaşır, zarar görüsün.

Akraba (dost) ile ye, iç, alışveriş etme: Hemen her alışverişin temelinde çıkar yatar. Bu çıkarlar insanları çatışmaya süükleyip tatsızlıklara yol açabilir; sonuçta ortaya kırıcı, incitici davranışlar çıkar. Dolayısıyla alışveriş dostluğu bozucu bir işlev yüklenmiş olur. Bu ise devamlı görüşen insanlar için hoş bir durum değildir. Bu bakımdan özellikle kendine güvenemeyenler, dostluklarının devamını dileyenler alışveriş konusunda dikkatli olmalı, gerekirse birbirleriyle alışverişten kaçınmalıdırlar.

Akşama karşı gitme, tana karşı yatma: Yüce Allah, gündüzü çalışıp rızk kazanma, geceyi de uyku ve dinlenme zamanı olarak yaratmıştır. Bu sebeple erken kalkıp çalışmalı ve erken yatmalıdır. Yola çıkmak için de en uygun zaman seher vaktidir, her şey görünü olduğundan daha güvenlidir. Gece yolculuk yapmaktan mümkünse kaçınmalıdır; gece yolculuğu hem zor, hem de tehlikelidir.

Akşamın hayrından sabahın şerri yeğdir (iyidir): Elden geldiğince işler akşam ya da gece yapılmamalıdır. Sabah görülmesi daha uygundur. Çünkü gece iş yapmak tehlikelidir. İnsanların en yoğun, yorgun ve dalgın oldukları zaman bu zamandır. Çalışanların hata yapmaları, işi eksik görmeleri, verimsiz olmaları gündüze oranla daha fazla olur. Ayrıca gündüz elde edilebilen imkânlar gece elde edilemez. Bu bakımdan sabahleyin yapılacak iş kusurlu da olsa, akşam yapılacak işten daha iyidir.

Alacağın olsunda da alakargada olsun: İnsanlar kolay kolay borçlu olmak istemezler. Çünkü borç ödemek, özellikle sıkıntıda olanlar için hayli zordur. Bu bakımdan borçlu olmaktansa alacaklı olmak daima iyi görülü. Alınması zor da olsa, borçlu olan ödememek için karşı da koysa, insanın alacaklı olması yine de iyi bir şeydir.

Alacakla verecek (borç) ödenmez: Kimilerine borçlu, kimilerinden de alacaklı olabiliriz. Ne var ki, borcumuza karşılık, alacağımıza güvenip onunla borcumuzu ödeyebileceğimizi düşünmemeliyiz. Böyle yaparsak tedbirsiz hareket etmiş oluruz. Borcumuzun ödenme günü geldiğinde, eğer alacağımız bize ödenmemişse zor durumda kalabiliriz. Bu yüzden borcumuzu, alacağımızla öderiz hesabına gitmek doğru değildir; bu bir tedbirsizliktir.

Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar: İnsanların toplum içindeki yerlerini tutum ve davranışları belli eder. Kimi insan vardır ki alçak gönüllüdü, büyüklük taslamaz, insanların mevkilerine göre tavır takınmaz; işte bu kimseler saygı ve sevgi görü, toplum içinde yükselir. Kimi insan da vardır ki kibirlidir, herkesi küçük görü, üstünlük taslar; bu insan da hiç sevilip sayılmaz, toplum içinde de iyi bir yer edinemez.

Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır: İnsan hiçbir işinde aşırılığa kaçmamalı, orta bir yol izlemelidir. Gerek maddî, gerekse manevî yönden kendisine en uygun olanı seçmelidir. Orta bir yol izlemeye yanaşmayan insana hem çok düşük, hem de çok yüksek hayat biçimi zarar verir.

Alçak yer yiğidi hor gösterir: Elindeki imkânları sınırlı olan, basit bir görevde bulunan kimse ne kadar değerli olursa olsun kendini gösteremez; kişiliğini, yeteneğini kanıtlayıp lâyık olduğu yere gelemez. Bu durumda onun önemsiz görülmesine, etkisiz kalmasına, yitip gitmesine sebep olur.

Al elmaya taş atan çok olur: 1) Önemli, parlak mevkileri elde etmeye çalışan çok olur. 2) Değerli, güzel ve çekici olan şey herkesin dikkatini çeker. Kimileri onu elde etmeye çalışırken, kimileri de kıskançlığa düşüp onun aleyhinde çalışırlar.

Alet işler, el övünür: İnsan ne iş yaparsa yapsın, ne kadar usta olursa olsun, o iş için gerekli araç-gereç olmadan başarı elde edemez. Durum bu kadar açık olduğu hâlde, araç-gereci bir tarafa atıp kendi ustalığı ile övünmekten geri durmaz insanoğlu.

Alışmış kudurmuştan beterdir: Bir şeye alışkanlık tutkuyu, tutku da tutsaklığı peşinden süükler. Bir şeye alışkın olan, bir anlamda onun tutsağı olmuştur. Artık onu yöneten alışkanlıklarıdır, kolay kolay bu alışkanlıklardan vazgeçmez. Alışkın olduğu şeyden kopmamak için her yola başvurur, delice davranışlar gösterir.

Al kaşağıyı gir ahıra, yarası (yağırı) olan gocunsun (gocunur): Bir meseleyi halletmek, bir yolsuzluğu soruşturmak, bir haksızlığın önüne geçmek için ne gerekirse yapılıp söylenmelidir. Bu sırada kabahati olan varsın tedirgin olsun, alınıp telâşa kapılsın.

Allah bir kapıyı kapatırsa ötekini açar: İşi büsbütün bozulan, bir çıkmaza düşen insan karamsarlığa kapılıp Yüce Allah`tan umut kesmemelidir. Çünkü Allah rahmetini esirgemez, O`nun rahmeti boldur. Allah hiç umulmadık bir anda bir sebep yaratır ve çare gösterir, bize iyi imkânlar sunar. Yeter ki O`na inanıp güvenelim, O`ndan umut kesmeyelim.

Allah dağına göre kar verir (verir kışı): Yüce Allah, her kuluna kaldırabileceği ölçüde yük, sıkıntı verir. Bu kimine az, kimine çoktur. Herkesin dayanabileceği kadardır.

Allah doğrunun yardımcısıdır: Yüce Allah, insanlara neyin eğri, neyin doğru olduğunu kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla göstermiştir. Onun yap dediğini yapan, yapma dediğini yapmayan doğru yoldadır. Onun istediklerini yerine getiren, haram kıldığı şeylerden kaçınan, onu bunu aldatmayan, yalan söylemeyen, doğruluktan sapmayan kişiye Allah yardım eder; o kişi her işte başarı sağlar, kötülük görmez, zarara da uğramaz. O hâlde doğruluktan şaşmamalıdır.

Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar: İşleri kötü giden kişi Allah`tan umut kesmemelidir. Rahmeti bol olan Yüce Allah, kimseyi rızksız koymaz. Allah`ın bir sebeple bizi içine düştüğümüz kötü durumdan çıkarıp, daha iyi ve güzel bir duruma kavuşturacağına inancımız tam olmalıdır.

Allah`ın bildiği kuldan saklanmaz: Bütün insanlar, yaptıkları her şeyden yaratıcıları olan Allah`a karşı sorumludurlar. Allah, kullarının ne yaptıklarını, ne düşündüklerini ve kalplerinden geçenleri bilir. İnsan, eğer bir suç işlemişse, bu suçundan dolayı önce Allah`tan korkmalı ve utanmalıdır. Çünkü, hiçbir şeyin kendisine gizli olmadığı Allah, onun suç işlediğini biliyordur. Bunu gizlemek, o suçu ortadan kaldırmaz. Öyle ise onu kuldan niçin saklamalıdır?

Allah kulunu kısmeti ile yaratır: Her insan dünyaya rızkı ile gelir. Allah, onu mutlaka bir geçim yoluna ulaştırır; bu yol zor ya da kolay olabilir. Yeter ki insanlar birbirinin rızkına el uzatmasınlar.

Allah sabırlı kulunu sever: Acı, yoksulluk, haksızlık ve hastalık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan, olacak veya gelecek bir şeyi telâşa kapılmadan bekleme erdemidir sabır. Bu, insanın sahip olabileceği en değerli huylardandır. Böyle kimseler dayanıklı olur, güçlüklere göğüs gerer, kötülükleri kolay savar, sıkıntıları çabuk atlatır. Cenab-ı Hak da böyle kullarını sever. Öyleyse bu sevgiye lâyık olmak için sabırlı olmaya gayret etmeli insan.

Allah sağ eli sol ele muhtaç etmesin: Birine muhtaç olup ondan bir şey istemek, istediğinin yerine gelmediğini görmek insana çok ağır gelir. Bu yüzden bir de hakarete uğramak, hele en yakınından böyle bir tavır görmek insanı kahreder. Bu sebeple ?Allah`a, bizi en yakınımıza dahi muhtaç etmesin? diye dua etmeyi bir görev bilir insan.

Allah`tan umut kesilmez: Allah, kendisine inananları güç durumda bırakmaz. En umutsuz anlarında bile bir sebep yaratıp onları sevindirir, işlerini yoluna kor, durumlarını düzeltir. Bu bakımdan Müslümanlar en kötü ve umutsuz durumlarında bile karamsarlığa düşüp yalnızlık korkusuna kapılmazlar. Yüce Allah`ın onlara lütufta bulunacağına, onları koruyacağına gönülden inanırlar.

atasözleri
Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir: Kiminin gücü az, kiminin yeteneği sınırlıdır. Allah, bu insanlara da durumlarına göre imkânlar verir; kolaylıklar gösterir; onların da bir hayat düzeni kurmalarına, geçim yolu bulup barınmalarına yardım eder.

Almadan vermek, Allah`a mahsus (yaraşır): Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ama ihtiyaç sahiplerinin muhtaç olduğu tek varlık, şanı yüce olan Allah`tır. Karşılık beklemeden yardım yapmak sadece ve sadece Allah`a mahsustur. Bu sebeple insanlar yardımlaşırken bir karşılığı gözetirler. Bir şey verirken almaya gereklilik duyarlar. Öyleyse siz başkasına yardımcı olunuz ki, başkası da size yardımcı olsun.

Almadığın hayvanı kuyruğundan tutma: Hiçbir zaman alamayacağın bir mala alacakmış gibi, yapamayacağın bir işe yapacakmış gibi, yanında çalıştıramayacağın bir kişiye çalıştıracakmış gibi yakın ilgi gösterme. Bu, karşı tarafa boş yere umut vermek olur ki, doğru bir hareket değildir.

Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste: Zalim olma, kötülük yapıp da can yakma. Yoksa mazlumların bedduasını alır, yaptığın kötülüklerin cezasını feci şekilde çekersin.

Altın anahtar her kapıyı açar: Para güçlü bir araçtır. Paranın halledemeyeceği, ortadan kaldıramayacağı engel ya da mesele yok gibidir. Çünkü insanlar çıkarlarına, nefislerine düşkündüler. Bu düşkünlük onları zayıf bırakır. Para da bu zayıf insanları kolayca elde eder. Dolayısıyla karşılığını para ile ödediğinizde, insanlar pek çok engeli önünüzden kaldırır; istediğiniz şeyi kolayca elde edersiniz.

Altın eli bıçak kesmez: 1) Zengin kişi para ile pek çok meselesini halleder, paranın gücü sebebiyle ona zarar vermek zorlaşır. 2) Hünerli, işinin ehli kimseyi hayat zorlukları kolay kolay etkileyemez. Bir an zorluklar onu sarssa bile, o yılmadan çalışır; işlerini yoluna kor ve hayatını südüü.

Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur: Ne varlığa, ne makama güvenmemeli; hiç kimseye yukarıdan bakılmamalıdır. Gün gelir insan elindeki varlığı yitirip yoksullaşabilir, bir zamanlar kendisinden daha yoksul olan bir kişiye muhtaç olabilir. Mevkisini de kaybedebilir ve kendisinden daha önce altta olan insanların emrinde çalışmaya mecbur kalabilir.

Altın yere düşmekle pul olmaz: Yetenekli, düüst ve değerli bir kişi bulunduğu yüksek yeri (makam-mevki) yitirip önemsiz bir yerde bulunmak zorunda kalsa bile değerinden bir şey kaybetmez.

Altı olur, yedi olur, hep Allah`ın dediği olur: İnsanoğlu ne tü hesaplar ve plânlar yaparsa yapsın, ne tü ihtimalleri göz önüne alırsa alsın, sonuçta Allah ne dilemişse o olur. Bunun için ?takdir, tedbiri bozar? demişlerdir.

Aman diyene kılıç kalkmaz (Eğilen baş kesilmez): Yiğitliğinize, mertliğinize güvenerek teslim olan kişi size sığınıyor; canının da sizin tarafınızdan korunmasını istiyor demektir. Böyle bir durumda ona kötülük yapmak ya da onu öldümek doğru değildir. Aksi bir tavır insanlık dışı bir hareket olur, meğer ki sığınan kişi düşman bile olsa.

Ana evlâdını atmış, yar başında tutmuş: Biliriz ki, çocuğu en fazla seven, ona en fazla emeği geçen, onu en fazla koruyan, onunla en fazla bütünleşen genellikle annedir. Bu sebeple ona ne kadar kızarsa kızsın, ondan ne kadar nefret ederse etsin, bu durumunu devamlı südümesi düşünülemez. Çocuğun tehlikeye düştüğü bir anda, annelik içgüdüleri harekete geçer ve onu korumaya çalışır.

Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz: Şehirler içinde Bağdat öteden beri güzel, önemli ve gözde şehirlerden biridir. İnsanı kendine çeken, pek çok şehirde bulunmayan özelliklere sahiptir. Annenin de diğer insanlar içinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Onun kadar çocuğunu seven, çocuğuna gönülden bağlı bir yakın, bir dost yoktur insanlar içinde. Ne zaman başımız dara düşse hemen o koşar, elimizden tutmaya o çalışır.

Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al: Nasıl parçasına bakarak bir kumaşın niteliğini anlamak olası ise, bir kızın niteliğini de annesine bakarak anlamak olasıdır. Çünkü; kızının yetişip kişilik edinmesinden annesinin büyük etkisi vardır. Bu bakımdan kızlar, birçok yönleriyle annelerine benzerler. Evlenecekler, bir kız hakkında fikir edinmek isteyenler, annesini incelerlerse yanılma payları azalır.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az: Kimi meseleleri üstü kapalı, bazı ipuçları vererek şöyle bir anlatmak zorunluluğu hasıl olur. Anlayışlı kimseler bu tü konuşmadan ne denmek istendiğini kolayca anlarlar. Ama kavrayışı kıt kimseler ne kadar açık anlatılırsa anlatılsın, ne kadar tekrar edilirse edilsin ne denmek istendiğini bir tülü anlayamazlar.

Araba devrilince (teker kırılınca) yol gösteren çok olur: İnsanlar her nedense her şey olup bittikten, işler bozulduktan, ortaya kötü bir sonuç çıktıktan sonra ?niçin böyle yaptın, şöyle yapsaydın, bu yolu tutmalıydın? gibi sözler söylemeyi alışkanlık edinmişlerdir. Önemli olan yapma biçimindeki yanlışlığı, tutulan yoldaki tehlikeyi önceden görmek ve uyarıda bulunmaktır.

Araba ile tavşan avlanmaz: Hemen her iş ayrı bir araç, yol ve yöntemi gerekli kılar. Başarıya ulaşılmak isteniyorsa o iş için uygun olanlar seçilmelidir. Eğer bunun dışına çıkılırsa başarıdan söz edilemez.

Arabanın ön tekeri nereden geçerse arka tekeri de oradan geçer: 1) Büyükler nasıl bir davranış veya yaşayış yolu tutmuşlarsa çocuklar da onları taklit eder, onların izinden gider. 2) Yönetenlerin tavır biçimi, zamanla yönetilenlere geçer.

Ar dünyası değil kâr dünyası: 1) Yaptığı iş eğer namusuna dokunmuyor, onurunu zedelemiyorsa geçim için şu ya da bu işi yapmalı insan; utanıp sıkılmadan para kazanmalıdır. 2) Kimi insanlar vardır ki, namus ve onur denen değerleri bir tarafa fırlatmış, çıkar için her tülü işi yapmaktadırlar.

Arı bal alacak çiçeği bilir: Bazı kimseler, açıkgöz insanlar ve işinin uzmanı olanlar, çıkar sağlayabilecekleri, kazanç elde edecekleri yerleri gayet iyi bilirler.

Arı, kızdıranı sokar: Hiçbir insan durup dururken çoklukla birinin canını yakmaz. Kişi ancak kendisini kızdırıp bunaltana, sataşıp ilişene, kötülük yapana karşı ister istemez eyleme geçer; saldırır ve zarar verir.

Arık öküze bıçak çalınmaz: Güçsüz, zayıf, kendisini zor ayakta tutan kimselerden yararlanmaya çalışmak, onlara eziyet edip çile çektirmek doğru değildir; bu yiğitliğin ve insanlığın şaşına yakışmaz.

Arpa eken buğday biçmez: 1) Kötü bir davranışta bulunan insan iyilik göremez. 2) Yapmaya çalıştığı işin üzerinde lâyıkıyla durmayan ondan iyi sonuç alamaz.

Arsızın yüzüne tükümüşler, “yağmur yağıyor” demiş: Arsız insan kişiliğini, saygınlığını, utanma duygusunu yitirmiş insandır. Dolayısıyla o ne kadar ağır hareket görse, söz işitse yine de aldırış etmez; pişkinliğe vurup iyi bile karşılar.

Arslan yatağından (yattığı yerden) bellidir (belli olur): İnsanların kişilikleri ile süekli bulundukları yerler arasında bir özdeşlik kurmak mümkündü. Bir kimsenin kişiliği çalıştığı iş yerinin niteliğinden; yatıp kalktığı evin temizliğinden, düzeninden anlaşılır.

Asil azmaz, bal kokmaz (kokarsa yağ kokar, çünkü aslı ayrandır): Kendine has özellikleri bulunan bir nesne ne denli biçim değiştirirse değiştirsin, aslî özelliğini yitirmez. Bu durum insan için de söz konusudur. Soylu bir aileden gelen insanlar ne denli büyük bir sarsıntı geçirirlerse geçirsinler, bayağı bir duruma düşüp yozlaşmazlar; soyluluklarını yitirmezler. Ama mayalarında kötülük, noksanlık bulunan kimseler için böyle bir şeyden söz edilemez; onlar eninde sonunda bir açık verirler, olumsuz yanlarını dışa vururlar.

Aslını inkâr eden (saklayan) haramzadedir: Bir insan çarpık bir ailenin üyesi olabilir; yoksul, eğitim görmemiş kaba bir aileden gelebilir. Bu durumunu birilerinden saklamak ve onlara karşı bir utanç kaynağı olarak görmek son derece yanlıştır. Çünkü insan, böyle bir aileden gelmekle değersiz olamaz. Kendisini değerli ya da değersiz kılmak kendi elindedir. Böyle bir tavrı da ancak zayıf karakterli insanlar gösterebilir ya da bu tavır ancak piçlere yaraşır.

Âşığa Bağdat sorulmaz (ırak değildir): Kim ki bir şeyi elde etmek ister, ona taşkın bir kavuşma isteğiyle yanıp tutuşur, o kimseye zor şartlar ağır gelmez; o, her tülü çabayı gösterir; her tülü fedakârlığa katlanır.

Âşık âlemi kör, dört yanını duvar sanır: Aşk duygusuyla dolup taşan kişi, bu derin sevginin etkisiyle ne yaptığını bilemez; hoşa gitmeyecek davranışlarda bulunur, sanki bilincini kaybetmiş gibidir; yapıp ettiklerini kimse bilmez, görmez ve söylediklerini kimse işitmez sanır.

Aşını, eşini, işini bil: Doğru, düzgün, sağlıklı, mutlu ve verimli bir hayat mı yaşamak istiyorsun? O hâlde yiyeceğine dikkat et, temiz ve helâl ye. Eşini ve arkadaşını iyi seç, kötülerden uzak dur. Bir iş edin, edindiğin işe sahip çık, onu lâyıkıyla yap.

Aş taşınca kepçeye paha olmaz: Kimi değersiz görülen, bir kenara atılmış bulunan araçlar bir zaman gelir gerekli olurlar; bir zararı önlemeye yararlar. İşte o zaman değerleri birden bire artar, kıymet biçilemez olurlar.

At, adımına göre değil, adamına göre yürü: Bir atın yüümesi ya da koşması, doğrudan sırtındaki binicisinin yönetimine bağlıdır; binici ne isterse onu yapar; koşar, durur ya da yavaş gider. Bir işin akışı da böyledir. İşin sonucu, verimli yahut verimsiz oluşu, o işi yapanın bilgi, beceri çaba ve tutumuna bağlıdır.

Ata eyer gerek, eyere er gerek: Çıplak ata binmek oldukça zordur. Ata binmeyi kolaylaştıran eyerdir. Ancak bu yeterli değildir. Atın üzerinde oturacak kimse eyerin hakkını vermeli ve başarılı olmalıdır. Bunu da ancak yiğit olan yapar. Bir iş için de durum bundan farklı değildir. Yapılan işten verim alınmak isteniyorsa, önce işte kullanılacak araçlar sağlanmalı; sonra da iş ve araçlar işini iyi bilen, bunları kullanabilecek birine teslim edilmelidir.

Atanın (babanın) sanatı oğula mirastır: Çocuklar küçük yaşlarda öncelikle babalarının yaptıkları işlerle ilgilenirler. Babanın oğulla yakın ilişkisi, çocuğun giderek babasının yaptığı işi öğrenmesine yol açar. Baba da bunun için özel bir çaba sarf etmişse, çocukta, bu işi öğrenme yolu kalıcı olur. Büyüyünce kendisi de bu sanatla uğraşır, geçimini bu yolla sağlamaya çalışır.

Atasını tanımayan Allah`ını tanımaz: Ana-babaya değer vermek, onlara saygı-sevgi göstermek, onlara dar günlerinde yardımcı olmak, onlara “öf” bile dememek Yüce Allah`ın buyruklarındandır. Bu buyruklara itaat etmeyen, ana-babaya gerekli ilgiyi göstermeyen, onlara karşı gelen bir kimse Allah`a da karşı geliyor demektir.

At binenin (iş bilenin), kılıç kuşananın: 1) Kim ki bir işi beceriyor, bir şeyi kullanıyor, bir şeyden gerektiği gibi faydalanıyor, o şeye sahip olmalıdır; en uygunu, yakışanı da budur. 2) Kim ki başkasının yararlanmadığı, yararlanmasını bilmediği bir şeyi elinde tutuyor ve ondan yararlanıyorsa, o şey, mal sahibinden çok onun sayılır.

At binicisini tanır (bilir): Emir altında çalışan kişi, kendisini yönetenin işten anlayıp anlamadığını, ne isteyip istemediğini, hangi olay karşısında nasıl tavır takındığını bilir; işini de ona göre yapar ve yüütü.

Ateş düştüğü yeri yakar: Bir felâket ya da üzücü olay gerçek anlamda ona uğrayana, yalnızca ilgili kimselere acı verir; onların yüeklerini yakar. Başkalarının, uzak kimselerin duydukları acı, gösterdikleri üzüntü ise yüzeyseldir; kalıcı değil, gelip geçicidir.

Ateşle barut bir yerde durmaz: Bir arada bulunmaları çok tehlikeli görülen şeyler birbirinden uzak bir yerde tutulmalıdırlar.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz: Bir olay ya da durumun varlığı, gerçekten ortada olup olmadığı, belirtisinin görülmesiyle anlaşılacak bir şeydir. Eğer meydanda bir belirti varsa, olay veya durum da var demektir.

Atılan ok geri dönmez: Kimi zaman iyi düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan bazı eylemlere girişir ve sonuçta pişman olur insan. O anda ilk durumuna dönmek ister ama bu mümkün değildir. Çünkü olan olmuş, iş işten geçmiştir çoktan.

Atın bahtsızı arabaya düşer: Kimi değerli, yetenekli ama talihsiz kimseler, kişiliklerine uymayan kötü ve bayağı işlerde çalıştırılır; görevlere itilir.

Atın ölümü arpadan olsun: Bir şeye tutkun olan, bir şeyin uzun süe yokluğunu çeken kimi kişiler, kendilerine zarar vereceğini bile bile o şeyi kullanmaktan çekinmezler ve şöyle düşünüler: “Sevdiğim şeye özlem duyarak yaşamaktansa, onu çokça (aşırı ölçüde) kullanıp (yiyip) hasta olayım; hatta öleyim.”

Atın ükeği, yiğidin korkağı: 1) Yiğit de, at da doğacak bir tehlikeye karşı hep tetikte bulunmalı; uyanık davranıp duyarlı olmalıdır. 2) Atın da, yiğidin de korkağından kaçınmalı; onlardan hayır gelmez.

Atlar nallanırken kurbağa ayağını uzatmaz: Meydanda olan şu ki, insana değer, nitelik ve kişiliğine göre davranılır; iş verilir. Bu bakımdan kişi başkalarını ilgilendiren konularda ortaya atılmamalıdır. Ayrıca, değersiz bir kimse de kıymetli ve nitelikli kişilere gösterilen ilgiyi ne beklemeli, ne de ummalıdır.

Atlasa kıl yapışmaz: Düüst, temiz, kötülükten uzak, işinde başarılı kimseler hakkında söylenen karalayıcı sözler, yapılan iftiralar havada kalır; boşuna söylenmiş olur, onlara bu sözlerin mazarratı bulaşmaz.

At ölü, itlere bayram olur: Kimi yararlı, kıymetli, şahsiyet sahibi kimselerin ölmesi; bulunduğu görevden ayrılması ya da alınması kimi çıkarcı, kıskanç ve aşağılık kimselerin işine gelir; onların sevinmesine yol açar.

At ölü meydan kalır, yiğit ölü şan kalır: Dünyadaki her canlı gibi at da ölümlüdü. Günü gelince o da bu dünyadan ayrılır. Ama onun koştuğu, gezdiği meydan onunla gitmez; kendisinden sonrakilere kalır ve onu hatırlatır. İnsan için de durum atınkinden farklı değildir. O da ölümlüdü. Doğacak, yaşayacak ve ölecektir. Ne var ki, bu dünyadan ayrılırken bıraktığı izler süüp gidecektir. İnsanlar bu dünyada bu izleriyle anılacaklardır. Önemli olan dünya hayatında iyi bir iz (nam) bırakmak ve rahmetle anılmaktır. Bu bakımdan kişi daha yaşarken adını yaşatacak iyi işler yapmalıdır. Unutulmamalıdır ki, yaşarken iyi işler yapan, iyi eserler bırakan kişiler öldükten sonra da unutulmazlar; onları tanıtan eserleriyle de gelecek kuşaklara taşınırlar.

At sahibine (biniciye) göre eşer (kişner): Yönetilen veya buyruk altında çalışan kişi, tutumunu ya da çalışmasını yöneticisinin tavrına göre ayarlar. Bu sebeple yönetilen değil yöneten, çalışan değil çalıştırıcı daha önemlidir.

At yiğidin yoldaşıdır: Çok açık olarak bilinen bir şey ki, göçebe bir millet olan Tükler için at, savaşta ya da barışta candan bir dosttur. Hemen her saati onunla geçer. At, Tükler için soyluluğun, yiğitliğin, vefakârlığın, yararlılığın ve inceliğin bir sembolüdü. Silâhsız er düşünülemediği gibi, atsız er de düşünülmemiştir. Dolayısıyla at, Tük`ün edebiyatına girmiş ve önemli bir motif oluşturmuştur. At hakkında şiir, menkıbe, masal, atasözü söylenmiş; risaleler kaleme alınmış, âdeta ona insan gibi muamele edilmiştir.

Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz: Uçsuz bucaksız gökyüzünde uçan, istediği yere ulaşabilen kuşlar bile avlanmak tehlikesinden kurtulamazlar. Hele usta avcılar da varsa tehlike daha da artar. İnsanlar da benzer biçimde tehlikelerden uzak değillerdir. Hiç ummadıkları çeşitli felâketlerle karşılaşabilir, dert ve sıkıntılara düşebilirler. İnsan kendini ne kadar güvenlik alanına çekmeye çalışırsa çalışsın dert, sıkıntı, tehlike, kaza ve tülü işlerden yakasını kurtaramaz.

Ava giden avlanır: Bir çıkar sağlamak için birilerine tuzak kuran, onları aldatan, onlara zarar vermeye çalışan kimse, yapmaya çalıştığı kötülüğe kendisi düşer; zarara uğrar.

Av avlayanın, kemer bağlayanın: Bir uğraş vererek bir şeyi ele geçiren kimse, onu hak eder; o, onundur. Doğrusu ve yakışık alanı da budur. Aksini düşünmek yanlıştır. Bunun yanında, bir şey, onu kullanmasını becerip faydalanmasını bilenindir.

Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar: Kimi becerikli, iyi huylu kadınlar vardır ki, yoksulluk içinde bile olsa onlar eve bir çeki düzen verir; temiz tutar, evi yaşanacak hâle getirirler; içten, samimî davranışlarıyla yuvalarını mutlulukla doldururlar. Kimi kadınlar da vardır ki, huysuzlukları, beceriksizlikleri, kötü davranışlarıyla ailenin düzenini ve mutluluğunu bozarlar. Bolluk içinde bile olsalar, onların tertipsizlikleri, düzensizlikleri, beceriksizlikleri yüzünden ailede huzur kalmaz; onların bu tabiatları yüzünden aile kötüye gider, perişan olur ve sonunda yıkılır.

Avucunu yala: Beklendiği halde gelmeyen, umulduğu halde gerçekleşmeyen bir murad veya bir kısmet için, hayal kuran kimseye, çoğunlukla “avucunu yaladı” derler. Bu söz, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, avuç içlerini veya tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır.

Ayağa değmedik taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz: Hayat öyle püüzsüz, gailesiz değildir. İnsanoğlu yaşadığı hayat süesince çeşitli engeller, güçlükler ve olaylarla karşılaşır. Sıkıntılara, çeşitli felâketlere uğrar. Kimi zaman tersi de olmaz değildir, rahata ve mutluluğa da kavuşur.

Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin: Sağlıklı olmak, tülü hastalıklardan korunmak için ayağı sıcak, başı da serin tutmak oldukça faydalıdır. Beden sağlığımızı düşündüğümüz gibi ruh sağlığımızı da düşünmek zorundayız. Bunun için de her sorunu dert etmemeli, olur olmaz şeylere üzülmemeliyiz; sabırlı ve geniş gönüllü olmalı, rahat hareket etmeliyiz.

Ayağını yorganına göre uzat: Dengeli yaşamak isteyen insan mutlaka gelirini, giderine göre ayarlamalıdır. Harcamalar geliri aşmamalı, imkânlar zorlanmamalıdır. Aksine bir hareket bütçeyi sarsar, dengeyi bozar, insanı sıkıntıya sokup rahatsız eder.

Ayağı yüüten baştır: Bedensel hareketlerimizin tümü beynin bulunduğu kafaya bağlıdır, kafaya göre bir yön tutar ve gelişir. Bunun gibi bir işçinin verimli iş yapmasını, bir toplumun dirlik düzenlik içinde yol tutmasını da başta bulunan yöneticiler sağlar.

Ayı görmeden bayram etme: Müslümanlar Ramazan orucuna gökte hilâli (ay`ı) görünce başlarlar; oruç bitince, yani bir ay sonra yine gökte hilâli görünce bayram ederler. Ayı görme işi de son derece dikkat isteyen bir iştir. İnsanlar ayı görmeden nasıl bayram yapamıyorlarsa, sen de bir iş gerçekleşmeden ona oldu gözü ile bakıp de sevinme; dikkatli ol, ola ki bir sebep yüzünden iş gerçekleşmeyebilir, üzülebilirsin.

Ayıpsız yâr (dost) arayan, yârsız (dostsuz) kalır: Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği vardır. Hatasız kul olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost, arkadaş ve sevgili aramaya çalışması boşunadır. Böyle bir dost bulamayacağı gibi, dostsuz kalması da mümkündü. Bu bakımdan insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak istiyorsa onları kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır.

Ay ışığında ceviz silkinmez: Bir işten iyi, verimli bir sonuç alınmak isteniyorsa, o işin şartları da, araçları da yeterli ve uygun olmalıdır. Aksi takdirde kötü bir sonuçla karşı karşıya kalması mukadder olur.

Aza demişler: “Nereye”?, “Çoğun yanına” demiş: Çok, her zaman azdan daha baskın çıkar. Bu bakımdan genellikle her şeyin azı, çoğa boyun eğer; yahut az, çoğa uyar. Büyük sermaye, küçük sermayeye fırsat vermez; onu idare eder. Bir toplumda çoğun oyu, azın oyunu geçersiz kılar; dolayısıyla az oy sahipleri, çok oy sahiplerine uymak zorunda kalırlar.

Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz: Kim ki elindekinden hoşnut olmuyor, onu yeter bulmuyor, onunla yetinmiyor, daha fazlasını istiyor ve onu hor görüp geri çeviriyorsa büyük bir hata işliyor demektir. Çünkü çoklar, azların (küçük şeylerin) birikmesiyle meydana gelir. Küçük şeylere sahip çıkmayan, onların birikmesiyle olmuş olan çoğu da kaybetmiş sayılır.

Azıcık aşım, kaygısız (ağrısız) başım: Aralıksız çalışarak, çeşitli sıkıntılara katlanarak, amansız zorluklara göğüs gererek zenginlere özgü bir hayat yaşamaktansa, didişmelerden ve çekişmelerden uzak, gösterişsiz ve sakin bir hayat sümek daha yeğdir.

Az söyle, çok dinle: Dinlemek, öğrenmenin güzel bir yoludur. Kulak vererek dinleyen insan pek çok şey öğrenebilir. Oysa çok konuşan insanda yanılma payı (özellikle bilmediği konularda) çok olur, hata yapma ihtimalî de artar. Ayrıca kişi yanlış ve çok konuşmalarıyla çevresindekileri rahatsız da edebilir.

Az tamah çok ziyan getirir: Elindekiyle yetinmeyen, daha fazlasını isteyen, isteklerine kavuşmak için çeşitli yollara başvuran insan, bu tutumundan ötüü zarara uğrar. Çünkü aç gözlülüğün sebebiyle ihtiyatsız davranmış ve tehlikenin içine düşmüştü. Bu gibi kişiler kimi zaman ellerindekileri de kaybederler.

Az veren candan, çok veren maldan: Varolalı beri insan, insanın yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak bir insanlık görevi hâline gelmiştir. Kimi yoksul kimseler birilerine yardım ya da armağan olarak bir şey verirlerse (küçük de olsa) bu onlar için bir fedakârlıktır. Çünkü verdikleri şeyden kendilerinde de yok denecek kadar az bulunmaktadır. Dolayısıyla yardımları ya da armağanları yüekten, içten ve candandır. Bunun yanında zengin olanın yapacağı yardım, fakirin yaptığı yardımdan daha fazla olabilir. Ancak bu onun için fedakârlık sayılmaz. Çünkü ihtiyacından fazla olan malından vermiştir. Dolayısıyla verdiği malın yoksulluğunu çekmiyordur o.

Atasözleri Sözlüğü ve Atasözleri Anlamları

Pazar, Mart 10th, 2013 | 1.685 views

Atasözleri, Türk edebiyatının, Türk dilinin, Türk folklorünün en mühim unsurlarından biridir. Zira biz atasözlerine bakarak Türk tarihi hakkında bazı yorumlarda bulunuruz. Bunun temel sebebi sanatın toplumun aynası olduğu görüşünün etkisidir. Sanat faaliyetleri, edebi eserler, toplumun siyasi, kültür, ekonomik, askeri, idari, adli birçok unsurunu yansıtır. Hatırlarsanız biz 9. sınıf Türk edebiyatı konularına göz atarken “Metin ve zihniyet” konusunda bu konuya detaylıca değinmiş ve demiştik ki, her edebi eser yazıldığı dönemden mutlaka bir şeyler taşır.

Atasözleri de tarihimiz boyunca, yaşanmış olaylardan hareketle söylenen sözlerin günümüze aktarılarak ortaya çıkmasıyla oluşuyorsa o halde diyebiliriz ki atasözlerimiz tarihimize tutulan bir aynadır. Atasözleri bizizdir. Tabii bu bizim atasözlerimiz için geçerli. Her toplumun kendi tarihini yansıtan atasözleri mevcuttur.

Atasözlerinin Özellikleri

– Tarihin eski dönemlerinde yaşanan olayların tekrarı üzerine söylenen sözlerdir.

– Bu sözler, dilden dile dolaşarak hem günümüze kadar aktarılır hem de coğrafî olarak çok çeşitli bölgelere dağılır.

– İlk söyleyeni belli değildir. Yani anonimdir.

– Söz sanatlarıyla doludur. Birçok teşbih, teşhis, istiare ve mecazı mürsel görülür.

– Özlü sözlerdir. Bir cümle ile belki onlarca paragraf yazının anlatamadığı duygu, düşünce ve fikri anlatır. Bu yüzden anlatım yoğundur.

– Özlü sözler, özdeyişler gibi farklı isimleri vardır.

– Biz tarihimizin en eski atasözlerine Kaşgarlı Mahmud’un Türk coğrafyalarını gezerek, onların yaşayışlarını, kültürlerini, dillerini, inançlarını konu edindiği Divan-ı Lügati’t-Türk isimli eserde rastlarız. Zengin bir kaynaktır.

– Modern anlamda atasözlerini bir tür olarak ele alan ilk atasözü kitabımız Tanzimat Döneminde yaşayan Şinasidir. Eseri Durub-ı Emsal-i Osmaniye’dir.

Atasözleri Sözlüğü

A harfi ile başlayan özdeyişler

B harfi ile başlayan özdeyişler

C …

Ç

D

E

F

G

H

I

İ

J

K

L

M

N

O

Ö

P

R

S

Ş

T

U

Ü

V

Y

Z

 

 

Fiilimsiler

Salı, Mart 5th, 2013 | 15.666 views

Fiillerden türemiş olmakla birlikte bir fiil gibi çekimlenemeyen olumlu, olumsuz şekilleri yapılabilen ve cümlede isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılan sözcüklerdir. Fiilimsi üç grupta incelenir: İsim – Fiil, Sıfat – Fiil ve Zarf – Fiil.

Fiilimsilere aynı zamanda eylemsiler de denir. Çünkü bazı kişiler fiil yerine eylem kullanmayı tercih ederler. Bu kafamızı karıştırmasın.

Fiilimsiler artık fiil özelliklerini kaybettikleri için olumsuzluk eki hariç fiil çekim ekleri alamazlar.

Fiilimsiler, anlam olarak fiilin özelliğini taşır ama kip eki alma açısından fiilin özelliğini taşımazlar. Fiilimsiler belli başlı ekler (fiilimsi ekleri) sayesinde fiil özelliklerini kaybedip artık isimleşmişler ve cümlede sıfat, zarf görevinde kullanılmışlardır.

Fiilimsiler

İsim – Fiil

Fiillere “-mak, -mek” , “-ma, -me”, “-ış, -iş, -uş, -üş” eklerinin getirilmesiyle yapılan fiilimsimiz “isim-fiil“dir. İsimlerin tüm özelliklerini kullanarak cümlede isim gibi kullanılırlar.

“O şimdi romanını bitirmekle meşguldür.

“Size gelmeyi ben de çok istemiştim.”

“Onun yemek hazırlayışını gördün mü hiç?” cümlelerinde altı çizili sözler isim-fiildir. Bu ekleri benzer eklerle karıştırmamak gerekir.

“Sana, bir daha buraya gelme, demiştim.” cümlesinde altı çizili sözcükteki ek isim-fiil eki değil, olumsuzluk ekidir.

Bazı sözcükler aslında isim-fiil ekleriyle türediği halde, zamanla isimleşmiş, yani fiilimsi özelliğini kaybetmiş olabilir.

“Biraz ekmek alabilir miyim?”

“Bugün gelmediğini danışmadan öğrendim.”

“Derste yağış türlerini inceledik.” cümlelerinde altı çizili sözcükler isim-fiil değildir.

Deneme sınavlarıyla bu öğrencileri denememiz doğru değil.” cümlesinde altı çizili birinci sözü “denememe” şeklinde kullanamayız; çünkü bu sözcük artık isimleşmiştir. Ancak altı çizili ikinci sözcük “denemememiz” şeklinde kullanılabilir; yani olumsuz yapılabilir, öyleyse fiil anlamı devam ediyor; yani bu isim-fiildir.

Sıfat – Fiil

Fiillere “-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş” eklerinin getirilmesiyle yapılır. Bu fiilimsiler cümlede sıfat görevinde kullanılır. Özellikle niteleme sıfatı. Sıfat fiilin formülü: “anası mezar dikecemiş”  şeklindedir.

“Kışta açan çiçeklerin ömrü az olur.”

Öpülesi elleri vardı analarımızın.”

“Senin ne bitmez çilen varmış böyle.”

“Buralarda bir akar çeşme yok galiba.”

“Size biraz bilinmedik fıkralar anlatayım.”

“Bana gazetemi getirecek biri yok mu burada?”

“Onda ne yakası açılmamış sözcükler vardır.” cümlelerinde altı çizili sözcükler sıfat-fiildir.

* Sıfat-fiil eklerinden “-dik” ve “-ecek” ekleri çoğu zaman kendinden sonra iyelik eki alarak kullanılır.

Çözdüğüm soruları niçin yeniden soruyorsun?”

Gideceğin gün belli mi?” cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller iyelik eki almıştır.

* Bu ekler aynı zamanda sıfatla hiç ilgisi olmayan kullanımlarda da görülür. Bu, daha çok dolaylı anlatımda karşımıza çıkar.

“Kitabımı sana verdiğimi unutmuşum.”

“Senin de bizimle geleceğini bilmiyorduk.” cümlelerinde sıfat-fiil ekleri sıfatla ilgisi olmayan bir kullanımda görülüyor.

* Sıfat-fiiller niteledikleri isimler düştüğünde onların yerine geçebilir.

“Benden aldıklarını ne zaman geri göndereceksin?”

“Beni arayanların adreslerini almayı unutma.” cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller ismin yerine geçecek şekilde kullanılmıştır.

* Kimi zaman sıfat-fiiller çekimli fiillerle karışabilir.

Gideceğim bu şehirden artık.”

Gideceğim herkes tarafından biliniyor.”

cümlelerinde altı çizili sözcüklerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisinde “Ben gideceğim” ifadesi olduğundan çekimli fiildir. İkincisinde ise “benim gideceğim” anlamında olduğundan, yani fiilin sonunda iyelik eki kullanıldığından fiil, sıfat-fiildir.

* Elbette fiilden türeyip sıfat olan her sözcük de fiilimsi değildir.

“Yıkık duvarların resmini çektik.”

cümlesinde altı çizili sözcük “yıkmak” fiilinden türemiştir. Ancak fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsilerin fiil anlamı devam ettiğinden olumsuz şekilleri de kullanılabilir. Biz bu sözü “yıkmayık” şeklinde kullanamayız.

Aynı cümleyi biz;

“Yıkılmış duvarların resmini çektik.”

şeklinde söyleseydik, bunu “yıkılmamış” şeklinde de ifade edebilirdik. Çünkü bu sözcük fiilimsidir.

Zarf-Fiil ( Bağ Fiil )

Fiillere, bağ-fiil eki dediğimiz eklerin getirilmesiyle yapılır; cümlede daima zarf olarak kullanılır. “–ınca, – dıkça, – dığında,   -ken , -r… -mez, -alı, -erek, -madan, -meksizin, -a…-a, -ıp” ekleriyle yapılır. Zarf-fiilin formülü: “kenyalı emadan ince ip arakladıkça” şeklindedir.

“Kapıyı açınca karşımda onu gördüm.”

“Soruları çözdükçe konuyu daha iyi anlıyorum.”

“Bize haber vermeden gitmeyin sakın.”

“Bu kağıdı müdüre imzalatıp geri getirin.”

“Televizyon seyrederken çoğu kez uyuyakalırdı.”

“Gezdiği yerleri anlata anlata bitiremiyordu.”

“Sınıfa girer girmez öğrencileri azarlamaya başladı.”

“Sadece kitap okuyarak bu kadar bilgi kazanılamaz.”

“Köyden ayrılalı yaklaşık on yıl oldu.”

“Ders çalışmaksızın sınavı kazanacağını mı sanıyorsun?”

cümlelerinde altı çizili sözcükler bağ-fiildir. Görüldüğü gibi yüklemin durumunu ya da zamanını bildirerek onun zarfı olmuşlardır.

Bunlar arasında yapı bakımından diğerlerine benzemeyen bağfiil eki “-ken” ekidir.

Bu ek diğer fiilimsi eklerinin aksine kendinden önce bir çekim eki alarak kullanılır. Bunun nedeni “-ken” ekinin, ekfiilin bir bağ-fiil eki olmasındandır. Hatta bu özelliğinden dolayı isimleri bile zarf yapabilir.

“Ben çocukken burada yaşlı bir çınar ağacı vardı.”

cümlesinde “-ken” eki “çocuk” ismini zarf yapmıştır. Elbette bu, bir fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsiler fiillerden türeyen sözcüklerdir.

Bağ-fiil eklerinin diğer fiilimsi eklerinden önemli bir farkı vardır. Diğer fiilimsilerden sonra isim çekim ekleri kullanılabildiği halde bağ-fiillerden sonra hiçbir çekim eki kullanılamaz. Bazı bölgelerde “koşaraktan” gibi kullanımlar görülse de yazı dilinde böyle bir kullanım yoktur.

Sözcükte Anlam

Cumartesi, Mart 2nd, 2013 | 17.576 views

Sözcükte anlam konu anlatımı sayfasına hoş geldiniz. Bir edebiyat öğretmeni olarak size dilim döndüğünce sözcükte anlam konusunu anlatacağım. Sizden tek ricam lütfen bu konuya çalışırken dikkatinizi dağıtacak tüm elektronik cihazlarınızı kapatmanız. İnternete bağlı çalışıyorsanız da diğer sayfaları kapatmanız. Çünkü, sözcükte anlam konusu yoğunlaşma, dikkat isteyen bir konudur. Ayrıca sözcükte anlam konusu tüm dil bilgisinin temelini oluşturur. Bu sebeple lütfen aşağıdaki sıralama ile çalışın:

A. Anlam Bakımından Sözcükler
Gerçek Anlam
Temel (başat) anlam
Yan Anlam
Mecaz Anlam
Terim Anlam
Deyim Anlam

B. Sözcükler Arasındaki Anlam İlişkileri
Eş anlamlı Sözcükler
Eş Sesli Sözcükler
Yakın Anlamlı Sözcükler
Zıt Anlamlı Sözcükler
Atasözleri
Dolaylama
Güzel Adlandırma
Anlam Daralması
Anlam iyileşmesi

ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER

Sözcükte anlam konusu Türkçenin, dil bilgisinin en temel konusudur. Basit bir konu gibi görünse de sizi yanıltabilir. Zira cümlede anlamın da paragraf bilgisinin de temelinde kelimede anlam  yani sözcükte anlam konusu vardır. Çünkü sözcükte anlam konusu metnin, paragrafın ve cümlenin temelini oluşturur. Bu sebeple sözcükte anlam konusunu iyi okumalı ve anlamalıyız. Biraz sabır gerektirse de hep birlikte sözcükte anlam konusunun üstesinden gelebiliriz. Aşağıdaki tüm bilgiler sözcükte anlam ders notlarını içeriyor.

Gerçek Anlam

Sözcükte anlam konusunun temelini oluşturan bu konuda sözcüklerin insanda çağrıştırdıkları ilk anlamdır. Gerçek anlamlı sözcükler insanların çoğunda aynı düşünceyi doğurur. Ayrıca gerçek anlam, bir sözcüğün herkesçe bilinen, en yaygın anlamıdır.

Örneğin, silgi kelimesi size ilk yazılan bir yazısı silmeye yarayan nesneyi çağrıştırır. Bu, sözcüğün gerçek anlamıdır.

Gerçek anlam kendi içerisinde “temel (başat) anlam” ve “yan anlam” olmak üzere iki bölüme ayrılarak incelenir. Unutmayalım ki, sözcüğün yan anlamı da gerçek anlamıdır.

a. Temel (başat) anlam: Bir sözcüğün zihnimide çağrıştırdığı ilk anlamıdır.

– “diş” sözcüğünün temel anlamı insanın ağzındaki organ anlamıdır.
– “baş” sözcüğünün temel anlamı ise yine bir canlının vücudunda bulunan bir bölüme verilen isim olmasıdır.

b. Yan anlam: Bir sözcüğün temel anlamından kopmadan yeni anlamlar kazanmasıdır. Unutmayalım da sözcük mutlaka temel anlamını en azından benzerlik yoluyla çağrıştıracak.

– “Tarağın dişleri çok sert.” dediğimiz zaman buradaki “diş” kelimesi yan anlamında kullanılmıştır. Tarağın dişi şekli itibariyle temel anlam olan insan dişine benzediği için yeni bir anlam kazanmıştır.

– “Bir baş soğan verir misin?” cümlesindeki “baş” kelimesi de yan anlamda kullanılmıştır. Çünkü “baş” kelimesinin temel anlamı olan canlının bedenindeki bir bölümü sayı bakımından çağrıştırır. “Bir baş soğan” da bir tanedir, canlının bedenindeki “baş” da bir tanedir.

Mecaz Anlam (değişmece)

Sözcüklerin gerçek anlamlarından ayrılıp tamamen değişerek bambaşka anlamlar kazanmasıdır. Bir sözcüğün mecaz anlam kazanması cümledeki kullanımına bağlıdır.

Ben bu konuyu öğrencilerime anlatırken “yanmak” kelimesini hep canlandırarak anlatırım. Elime bir kâğıt alırım ve çakmakla kâğıdı tutuşturup, onlara bu kâğıdın “yandığını” söylerim. İşte yanmak kelimesi burada gerçek anlamında kullanılmıştır. Ancak “Sevgilin seni terk edince için yanar mı?” cümlesindeki yanmak kelimesi mecaz anlamdadır. Çünkü buradaki yanmak kelimesi iç sıkıntı anlamında kullanılmıştır.

Şimdi aşağıdaki mecaz anlam örneklerine bakalım:

Onu hayatından tamamen sildi.

Böyle davranarak beni sindireceğini düşünüyor güya.

Biz dürüstlüğün kitabını yazmış adamız.

Terim Anlam

Bir sözcüğü belirli bir meslek, spor, sanat dalıyla ilgili kullanmaya denir.

Mesela Türkçe dil bilgisi ile ilgili “nokta, virgül, ünlem, soru işareti, noktalama, türemiş, basit, bileşik, gövde, kök, ek, öge” kelimeleri birer terim anlamlı kelimelerdir.

Geometri ile ilgili, “açı, üçgen, eşkenar, ikiz kenar, daire, teğet” kelimeleri birer terim anlamlı kelimelerdir.

Tamircilik mesleğiyle ilgili “vites, şanzuman, debriyaj, baskı balata, aks” sözcükleri birer terim anlamlı kelimelerdir.

Futbolla ilgili, ” taç, gol, korner, ofsayt, sarı kart” kelimeleri birer terim anlamlı kelimelerdir.

Deyim Anlam

Deyimler, en az iki kelimenin genelde ilk anlamlarından sıyrılarak bir durumu daha çarpıcı anlatmak üzere birleşmesiyle meydana gelen kalıplaşmış sözlerdir.

Deyimlerin Özellikleri

– Deyimler birer kalıplaşmış sözlerdir. Bu sebeple deyimlerdeki kelimeler aynı anlamı sağlayan başka bir kelime ile bile değiştirilmez. Örneğin “içini dökmek” deyiminin verdiğin, içindeki dertleri söylemek, anlamını dökmek ile aynı anlama gelen boşaltmak kelimesi karşılamaz yani “içini boşaltmak” diyemeyiz. Çünkü deyimler kalıplaşmıştır.

– Yine deyimlerin söz dizimi, sözcük sayısı ve sözcük türü değiştirilmez. Örneğin “gözünü karartmak” deyimi “gözünü siyahlaştırmak” şeklinde kullanılmaz.

– Deyimler bir cümlede kullanıldıkları taktirde anlam kazanırlar. Tek başlarına pek kullanılmazlar.

– Bazı deyimler cümle şeklinde kalıplaşmıştır: Eski çamlar bardak oldu, gibi.

– Deyimlerin bazısı tamlama özelliği taşır: sinir küpü, deli fişek, gibi.

– Deyimler genelde mastar halde bulunurlar: iple çekmek, kol kanat germek, gözü yolda kalmak, ipe un sermek, gibi.

SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ

Eş anlamlı Sözcükler ( Anlamdaş Sözcükler )

Yazılışları farklı, anlamları aynı kelimelerdir. Bir başka tarifle de aynı anlamı veren farklı sözcüklere “eş anlamlı sözcükler” denir. Bir dilde aynı anlamı karşılayan birden fazla sözcük varsa genelde bu sözcüklerin bazıları yabancı dilden gelen sözcüklerdir. Mesela bugün kullandığımız okul kelimesi yerine eskiden Arapçadan geçen mekteb kelimesini kullanıyorduk.

Eş anlamlı kelimelerle ilgili daha fazla bilgi almak için bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca “eş anlamlı kelimeler oyunu” ile bilginizi pekiştirebilirsiniz.

Eş anlamlı sözcük örnekleri

okul – mekteb

siyah – kara

öğrenci – talebe

vazife = görev

test = deneme

istiklâl = kurtuluş

savaş = harp

sulh = barış

cimri = pinti

Eş Sesli Sözcükler ( Sesteş Sözcükler)

Yazılışları ve okunuşları aynı olduğu halde farklı anlama gelen kelimelere eş sesli kelimeler denir. Türkçede çok fazla eş sesli kelime vardır. Eş sesli sözcüklere bakarak bir dilin zenginliği hakkında yorum yapmak pek mümkün değildir.

Eş sesli sözcüklere örnekler

Arı: 1. anlam: saf, temiz. 2. anlam: hayvan olan arı

yüz: 1. anlam: rakam olan yüz. 2. anlam: insana ait bir bölge. 3. anlam: rakam olan yüz.

kır: 1. anlam: gezip dolaşılacak yer. 2. anlam: kırmak fiili.

Yakın Anlamlı Sözcükler

Yazılışları ve okunuşları farklı olduğu halde anlamları birbirine yakın olan sözcüklerdir. Aslında anlamları da birebir aynı değildir ancak bazen karışıtırılarak birbirinin yerine kullanılabilir. Tabii bu bazı durumlarda anlatım bozukluğuna yol açabilir.

Mesela yalan ve yanlış kelimesi aynı anlamda değildir. Yazılışları ve okunuşları da aynı değildir. Fakat ikisi de yakın anlamlıdır. Bazen birbirinin yerine kullanılabilir.

“Söylediklerin yalan.” demek ile “Söylediklerin yanlış.” demek arasında ufak bir fark vardır.

Arkadaşım bana küsmüş.

Arkadaşım bana darılmış.

Arkadaşım bana gücenmiş.

Arkadaşım bana kırılmış.

Arkadaşım bana alınmış.

Yukarıdaki cümlelerin hepsinde altı çizili sözcükler aslında farklı anlamlara gelse de burada hep yakın anlamda kullanılmıştır. Yakın anlamlı sözcükler, YGS‘de sıkça karşımıza çıkar. Tabii bir de yakın anlamlı cümleler de çokça sorunun çıktığı yerdir.

Zıt Anlamlı Sözcükler

Bir özellik bakımından birbirine zıt olan sözcüklerdir. Bu konuyu daha rahat anlamak için örnekler üzerinden gitmek daha doğru olur.

Diyelim ki yat- sözcüğünün karşıtı -kalk ‘tır. Çünkü ikisi de birer fiildir ve birbirinin tam zıttı davranışlar içerir.

Zıt anlamlı kelimeler ile bir kelimenin olumsuzunun karıştırmamak gerekir. Mesela “sevinmek” sözcüğünün zıttı “sevinmemek” değildir “üzülmek”tir. Eylemin olumsuzu onun zıttı değildir.

Bir de şuna bakmak gerekir ki,  bazı çok anlamlı kelimelerin zıttını bulmak için zıt olduğunu düşündüğümüz kelime ile aynı anlam düzeyinde olması gerekir. Yani ikisi de temel anlam olmalıdır.

Hemen örnekle izah edelim, “hafif ” kelimesinin karşılığı “ağır”dır. Ancak buradaki “hafif” kelimesi yük ile ilgili olan “hafif” kelimesidir. “Bugün kendimi hafif hissediyorum.” cümlesindeki “hafif” kelimesinin karşılığı “ağır” olamaz.

Atasözleri

Tarihi çok eskilere dayanan kalıplaşmış sözlerir. Deyimlerden en önemli farkı atasözlerinin bir yargıya varmasıdır. Cümle halinde olmasıdır.

Yaşanan olaylar, durumlar üzerine söylenen sözlerdir. Söyleyeni belli değildir. Anonimdir.

Az sözle çok şey ifade etmek esastır. Metnin inandırıcılığını arttırır ve daha etkili kılar.

Öğüt verme gibi bir amacı vardır.

Dolaylama

Sözü daha etkili kılmak için aslında tek bir sözcükle ifade edilen durumu birden çok sözcükler ifade etme işidir dolaylama. Dolaylamanın oluşabilmesi için bu kullanımın halka yayılması, herkes tarafından aynı anlama gelecek şekilde bilinmesi gerekir.

Dolaylama Örnekleri

Arslan = Ormanlar kralı

Simit = Memur kebabı

Avustralya = Kangurular diyarı

Top = Meşin yuvarlak

Gol = top ağlarda, fileleri havalandırmak

Atatürk = Ulu Önder

Silah = Delikli demir

Rakı = Aslan sütü

Eş = Hayat arkadaşı

Televizyon = Aptal kutusu

Güzel Adlandırma

Dolaylamaya benzer. Hatta bazen dolaylama ile karışabilir. Unutmayalım ki her güzel adlandırma bir dolaylama örneğidir ama her dolaylama bir güzel adlandırma örneği değildir.  Ancak güzel adlandırmanın en önemli özelliği insanlarda korku yaratan, panik oluşturan, tiksinme uyandıran kelimelerin farklı isimlerle söylenmesidir. Amaç bu tiksinme duygusunu ona hissettirmemek ama  söyleyeceği kelimeyi de hissettirmektir. Genelde kötü şeyleri güzel söylemek için kullanılır.

Güzel adlandırma örnekleri

cinler = üç harfliler

kör = görme özürlü

kel = tarama özürlü

baykuş = hayırlı kuş

verem = ince hastalık

Anlam Daralması

Eskiden bir kelime çok fazla durumun ya da nesnenin karşılığı iken günümüzde anlamı daralmışsa, daha az nesneyi ya da durumu kapsıyorsa buna anlam daralması denir.

Örneğin erik, eskiden birçok meyvenin adı iken günümüzde sadece bir tür meyvenin adıdır. Oğul kelimesi eskiden hem kız hem de erkek evlat için kullanılırken günümüzde sadece erkekler için kullanılır. Bu da anlam daralmasıdır.

Anlam iyileşmesi

Eskiden “kötü” anlamına gelen “yavuz” kelimesinin günümüzde “yiğit” anlamında kullanılması anlam genişlemesine örnektir.

Sözcükte anlam konusunu bir edebiyat öğretmeninden dinlediniz. Tüm edebiyat öğretmenleri buraya. Sözcükte anlam konusu çok geniş bir konudur. Birçok konuyu sözcükte anlam içerisinde değerlendirebiliriz. Bu sebeple bu sayfadaki sözcükte anlam konu anlatımına sık sık içerik eklemesi, güncelleme yapılacaktır.

İsimler – İsim, Ad Nedir?

Çarşamba, Şubat 27th, 2013 | 5.559 views

İnsanlar arasında iletişim sağlamak amacıyla, iletişimi kolaylaştırmak amacıyla her şeye bir isim verilmiştir. Hattâ yeni şeyler icat edildiğinde ona hemen isim verilir. İsimlerden bahsederken “varlık” ve “kavram” kelimesine dikkat edelim. Varlık kelimesi genelde elle tutup gözle görebildiğimiz nesneler için kullanılır, kavram ise soyut durumlar için kullanılır.
Buradan özetle, varlık ve kavramları karşılayan sözcük türüne isim diyebiliriz.

İsimleri birkaç farklı şekilde tasnif(gruplandırma) edebiliriz: Varlıklara verilişlerine göre, karşıladığı varlığın sayısına göre, karşıladığı şeyin niteliğine göre.

isimler

isimler

1. Varlıklara Verilişlerine Göre İsimler:

a. Cins İsim: Ortak özelliği bulunan varlıkları karşılayan, onların türünü bildiren isimlerdir.

Hemen aşağıdaki cümleye bakalım:

“Arabalar en sevdiğim oyuncaklardır.” Cümlesinde araba yerine Opel, Focus, Golf gibi onlarca model getirebiliriz. O halde arabalar kelimesi cins isimdir. Opel, Focus gibi isimler ise özel isimlerdir.

Aynı şekilde insan, çiçek, bitki, eşya gibi sözcükler de cins isimlerdir.

DİKKAT:

Bazı kelimeler hem cins isim hem de özel isim olabilir. Bunu anlamak için kelimenin cümledeki anlamına bakarız:

Arabalar en sevdiğim oyuncuklardır.” cümlesindeki arabalar sözcüğü cins isimdir ama
Arabalar, en sevdiğim çizgi filmdir.” dediğimiz zaman “Arabalar” özel isimdir. Çünkü bir çizgi filmin adıdır.

b. Özel İsim: Bir tek şeyi karşılayan, aynısından bir tane daha olmayan şeylere verilen isimlerdir. Özel isimler cümlede daima büyük harfle başlar.

Örnekler:

Türkiye’nin en güzel şehri Ankara’dır.
Ahmet Haşim, Türk Edebiyatının en mühim şairidir.

2. Karşıladığı Varlığın Sayısına Göre İsimler:

a. Tekil isim: Teklik bildiren isimlerdir. Yani çokluk eki olan –ler ve –lar’ı almamış isimlerdir.

Çiçek, böcek, kalem, defter…

b. Çoğul isim: Çokluk ekini (-ler / -lar ) alam isimlerdir. Aynı türden birden fazla nesneden bahsetmek için kullanırız.

Çiçekler, böcekler, kalemler, defterler…

Not: Çokluk eki cümleye çoğulluk dışında abartma, benzerlik, yaklaşıklık gibi farklı anlamlar da katar. Buna dikkat etmek gerekir.

c. Topluluk ismi: Çokluk eki almadığı halde birden fazla nesneyi karşılayan, çokluk bildiren isimlerdir.

Sürü, ordu, dizi, öbek, buket, demet, düzine, halk, orman gibi sözcükler topluluk isimleridir.

Topluluk isimleri çoğul eki alabilirler: ordular, ormanlar gibi.

DİKKAT

1. Bazı ad aktarmaları (mecaz-ı mürseller) bazen topluluk ismi olabilir. Örneğin, “Erzurum, bu konuda çekimser davrandı.” cümlesindeki Erzurum kelimesi ile kastedilen Erzurum şehrindeki halktır. Yani topluluk bildirir.

2. Topluluk isimleri çokluk eki aldıklarında çoğul; almadıklarında ise teklik bildirir. Teklik bildirse dahi topluluk adı olurlar.

3. Karşıladığı Şeyin Niteliğine Göre İsimler:

a. Somut isim: Beş duyu organımızla varlığına şahit olduğumuz, koklayabildiğimiz, dokunabildiğimiz, tadabildiğimiz ve duyabildiğimiz nesnelere verdiğimiz isimler somut isimlerdir. Ekmek, elma, ses, koku, ışık, rüzgâr birer somut isimdir.

Soyutlama nedir?

b. Soyut isim: Beş duyu organımızla algılayamadığımız ancak var olduğuna inandığımız duygulara, nesnelere verdiğimiz isimlerdir. İnsanlık, güven, sadakat, aşk, acı, keder gibi sözcükler soyut isimdir.

Somutlama nedir?