Kolay Türkçe

Gosterilen ‘LYS’ Kategorisi

Türkçenin Kolay Hali: kolayturkce.com

Pazartesi, Nisan 20th, 2015 | 553 views

Türkçe dersi ilkokul yıllarından mezun olana kadar her sene karşımıza gelen bir derstir. Hatta dönem dönem sınıf geçebilmek için baraj ders olduğu bile olur. Her sene haftada 3,4 saat öğretilmeye çalışılmasına rağmen bugün YGS Türkçe Türkiye ortalamasına baktığımız zaman maalesef 40 soruda  14-15 net gibi bir rakam karşımıza çıkmaktadır.  Bu da aslında birçok derste olduğu gibi Türkçe dersinde de öğretim sistemimizin veya öğrenci kalitemizin sınıfta kaldığını gösterir. Sebebi her ne olursa olsun ülkemizin genç nesli ve ülkemiz bu durumdan olumsuz etkilenmektedir.  Hal böyle olunca biz Türkçe öğretmenlerine de bu konuda düşünmek ve sorunun temeline inerek bu sorunu çözmek gelir.

Peki Türkçe dersi nasıl öğretilmeli veya nasıl çalışılmalı?

1. Türkçe dersi sarmal bir yapıya sahiptir. Yani her konu bir şekilde birbirini bütünler. Birbirinin eksiklerini tamamlar ve birbirinin öğrenilmesine yardımcı olur. Örneğin öğrenci sözcüğün yapısını bilmeden cümlenin ögeleri ve anlatım bozukluğu yapamaz. Öğrenci sıfat ve zarfı öğrenmeden sıfat fiili ve zarf fiili öğrenemez. Sözcükte anlam bilmeyen öğrenci paragraf sorularını yapamaz. Peki bunun için ne yapmalı?

Türkçe konularını belirli bir öğrenme sırasına dizmeli ve bir konuyu tüm ayrıntılarıyla öğrenmeden bir diğer konuya geçmemeliyiz. Konuyu iyice öğrendikten sonra diğer konuya dönmeli, bir önceki konu veya konularla bağlantısına bakmalıyız. Biz, www.kolayturkce.com isimli internet sitemizde TEOG, YGS, LYS, KPSS ve ALES gibi sınavlara hazırlanan öğrencilerimiz için konu anlatım sıramızı yayımlıyoruz ve öğrencimizin mantıklı bir sıraya göre çalışmasını sağlıyoruz. Doğru sıralama başarıyı getirecek en önemli etkendir!

2. Bir diğer konu da konuların tam anlamıyla öğrenilip sorularla pekiştirilmesi. Yine yukarıdaki maddenin devamı niteliğinde olan bu maddede konunun iyice öğrenilmesini denemeler ve çıkmış sorular ile öğrenilen bilginin pekiştirilmesi sağlanmalıdır.

3. Sık sık önceki öğrenilen konulara dönülmeli ve bol tekrar ederek unutmanın önüne geçilmelidir.

Unutmayalım ki bilgi ne kadar içselleştirilir, özümsenirse başarı o kadar artacaktır.

Tanzimat Edebiyatında Gazete

Pazartesi, Ağustos 25th, 2014 | 29.981 views
takvimi vakayi

takvimi vakayi

Tanzimat Edebiyatında Gazete konusunu iki başlık altında incelemekte fayda var. Öncelikle Tanzimat edebiyatında gazetenin öneminden bahsedelim ve arkasından da bu dönem çıkan önemli gazeteleri kısa kısa tanıtalım.

Tanzimat Edebiyatında Gazetenin Önemi

Gazete, Türk edebiyatına Tanzimat edebiyatı ile birlikte girer ve en çok kullanılan edebî türlerden bir tanesi olur. Bu dönemde gazeteye verilen önemin bu derece olmasının belli başlı sebebi vardır. Öyle ki bu dönemde çıkan 60 kadar gazete bu önemin bir göstergesidir.

Tanzimat sanatçılarının asıl gayesi Batılı anlamda bir Osmanlı kurmak için halkı eğitmek, bilinçlendirmekti. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için halka en çabuk ulaşabilecekleri aracı kullandılar. Şüphesiz bu araç da gazete idi. Demek ki Tanzimat sanatçılarının halka ulaşmada benimsedikleri ilk araç gazete idi.

Bu dönem sanatçıları gazeteyi siyasî, toplumsal ve edebi çalışmalarının merkezi haline getirdiler. Öyle ki yurtdışına kaçmak zorunda oldukları zamanlarda dahi gittikleri yerde gazete çıkarmaya devam ettiler.

Tanzimat edebiyatı sanatçıları Batılı anlamda yeni bir edebiyat meydana getirmek istedikleri için bu yeni edebiyatın hemen her türünde (roman, hikâye gibi) eserler kaleme aldılar ve bu eserleri halka ulaştırmak, onlara tanıtmak için de gazeteyi bir araç olarak seçtiler.

Tanzimat edebiyatının önde gelen sanatçılarından Şinasi gazete için “amme hukuku” kavramını kullanmıştır. Yani halkın hukuku, halkın hukukunu korumak için bir araçtır gazete. Yine bu dönem gazetecilerinden ve yazarlarından Ali Suavi, “Anlıyor musunuz, gazete ne güzel mekteptir ve orada okuyanlar nasıl da uyanıyorlar!” sözüyle Tanzimat edebiyatında gazete nin öneminden bahsetmiştir.

Tanzimat Döneminde Çıkan Gazeteler

Takvim-i Vakâyi: 1831 yılında II. Mahmut döneminde çıkan gazete ilk resmî gazetemiz olma özelliğine sahiptir. Vakaların takvimi, kayıtları anlamına gelmektedir. Saray tarafından çıkarılır. Resmî duyurular ve iç-dış gelişmeler hakkında halka bilgi verilir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da Osmanlı karşıtı propagandalar yapmak için çıkardığı Vaka-yi Mısriyye isimli gazeteye karşı çıkarılmıştır.

Dönem dönem kapatılan gazete Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Resmî Gazete olarak faaliyetlerini sürdürür.

Ceride-i Havadis: 1940’ta İngiliz William Churcil tarafından çıkarılan gazete devlet tarafından teşvik edildiği, desteklendiği için yarı resmî gazete olarak kabul edilir. Kurulduğu ilk dönemde ilgi çekmeyen gazete gün geçtikçe daha çok ilgi görmüştür. Havadisler günlüğü anlamına gelir.

Tercüman-ı Ahvâl: 1860 yılında Agâh Efendi ve Şinasi’nin birlikte çıkarmıştır. Bu gazete Tanzimat edebiyatının kuruluşu olarak kabul edilir. Yazılan ilk tiyatro eserimiz Şinasi’nin Şair Evlenmesi bu gazetede bölümler halinde yayımlanmıştır.

Tasvir-i Efkâr: Tanzimat dönemindeki diğer önemli gazetelerden bir tanesi de 1862’de Şinasi tarafından çıkarılmıştır. Bu gazeteyi 1865 yılında iki yıl Namık Kemal çıkarmış ve akabinde de Recaizade Mahmut Ekrem devam ettirmiştir.

Muhbir: Ali Suavi tarafından 1866 yılında çıkarılmıştır. Avrupa’ya kaçan Ali Suavi bu gazeteyi Londra’da çıkarmaya devam etmiştir.

Hürriyet: 1868’da Londra’da Namık Kemal ve Ziya Paşa tarafından çıkarılmıştır. Ziya Paşa daha sonra Cenevre’de çıkarmaya devam etmiştir.

Devir: 1872 ‘de Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılmıştır.

Bedir: 1872 ‘de Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılmıştır.

İbret: Namık Kemal Avrupa’dan döndükten sonra bu gazeteyi 1871’de çıkarmıştır. En önemli düşünce ve siyaset yazılarını bu gazetede yayımlamıştır.

Sabah: 1876’da Şemseddin Sami tarafından çıkarılmıştır.

Tercüman-ı Şark: 1878’de Şemseddin Sami tarafından çıkarılmıştır.

Ayrıca:

Bu dönemde yine Hadika, Sıraç, Basiret, İstanbul, Vakit, Mecmua-i Ebuzziyya isimli gazeteler çıkarmıştır.

Münif Paşa, ilk aylık bilim dergisi olan Mecmua-i Fünûn’u çıkarmıştır.

İlk çocuk dergisi Mümeyyiz ve resimli Mirat dergileri bu dönemde çıkmıştır.

Tanzimat Edebiyatının Genel Özellikleri

Pazartesi, Ağustos 25th, 2014 | 1.211 views

Tanzimat edebiyatını göstermiş olduğu farklı özellikler bakımından I. Dönem Tanzimat Edebiyatı ve II.Dönem Tanzimat Edebiyatı olmak üzere ayırarak inceliyoruz. Her iki dönem de birbirinden farklı özellikler gösterir. Bu sebeple ayrı başlıklar altında incelemekte fayda var.

I. Dönem Tanzimat Edebiyatının Özellikleri (1860 – 1876)

  • Bu dönem Tanzimat edebiyatında toplumcu bir karakter ön plana çıkmıştır. Sanat toplum içindir anlayışı benimsenmiş; edebiyat ve tüm sanatsal faaliyetler toplumu eğitmenin, bilinçlendirmenin bir aracı olarak kullanılmıştır. Demek ki edebiyat fikirleri yaymada, kabul ettirmede, öğretmede bir araçtır.
  • Roman, hikâye, gazete, tiyatro, eleştiri gibi türlerde ilk defa bu dönemde eserler kaleme alınmıştır.
  • Vatan, hürriyet, hak, adalet, özgürlük, eşitlik gibi temalarla eserler kaleme alınmıştır.
  • Batı edebiyatındaki akımlar Türk edebiyatında görülmeye başlanmıştır. Namık Kemal, Ahmet Mithat Romantizmin etkisinde; Şinasi, Ahmet Vefik Paşa da klasisizmin etkisinde kalmıştır.
  • Parça güzelliği yerine bütün güzelliği öne çıkarılmış ve şiirlere ilk defa bağımsız isimler verilmiştir.

Bu dönemin genel özelliği ikiliktir. Divan edebiyatına tepki duyulmasına karşın ondan çok uzağa gidilememiştir. Öyle ki;

  • Milli ölçümüz olan hece ölçüsü ile şiir yazılması gerektiği benimsenmiş fakat aruz, hece ölçüsüne göre daha fazla kullanılmıştır.
  • Söz oyunları, sanatlar büyük oranda terk edilmiş, daha sade, anlaşılır bir şiir dili meydana getirilmiştir. ( Amaç halkı eğitmek, halka yeni şiiri, yeni yaşamı öğretmek olduğu için mümkün olduğunca sade bir dil kullanılması zorunluydu.)
  • Dilin sadeleşmesi gerektiği, daha çok Türkçe kelime kullanmak gerektiği savunulmuş ancak Arapça ve Farsça kelimelerin kullanımına devam edilmiştir.

II. Dönem Tanzimat Edebiyatının Özellikleri (1876-1895)

  • Bu dönem sanatın toplumu eğitme olan amacı terk edilmiş ve sanat sanat içindir anlayışı benimsenmiştir.
  • Sanatçılar daha çok bireyi ilgilendiren konulara yönelmişler, toplumun sorunlarına daha az eğilmek zorunda kalmışlardır.
  • Dilde sadeleşçe görüşü terk edilmiş I. Tanzimat Dönemi edebiyatçılarına göre daha ağır bir dil kullanılmıştır.
  • Şiirin konusu genişlemiş, güzel olan her şeyin şiirin konusu olabileceği düşüncesi ön plana çıkmıştır.
  • Recaizade Mahmut Ekrem, Sami Paşazade Sezai realizmden, Nabizade Nazım da natüralizmden etkinlenmiştir.
  • Bu dönem tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır. (Bunun sebebi 1876’da ilan edilen Kanun-i Esasi’nin 1878 ‘de yürürlükten kalkması ve Sultan Abdülhamit’in baskıcı tutumunun egemen olduğu İstibdat Dönemi’nin başlamasıdır. Zira bu dönemde birçok sanatçı yazılarından dolayı sürgün edilmiştir. )

 

Tanzimat Edebiyatının Oluşumu

Pazartesi, Ağustos 25th, 2014 | 4.780 views

Tanzimat Edebiyatının Oluşum Zemini

Tanzimat Arapça “nzm” kökünden gelir ve düzen, düzenleme, düzenlemeler anlamına gelir. Tanzimat Fermanı da askerlikten ekonomiye birçok alanda düzenlemeler yapılacağının devlet eliyle duyurulduğu bir fermandır. Bu ferman ile Batılı anlamda bir düzene duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve devlet eliyle bu tasdik edilmiştir. Yani devlet birtakım yeniliklerin zorunlu olduğunu, değişimlerin yaşanması gerektiğini kabul etmiştir. Tabii bu kabul etme süreci Lale Devri’ne kadar uzar.

Bu dönemden itibaren gerek yurtdışına gönderilen geçici/kalıcı elçiler, gerekse burslarla okutmaya gönderilen gençler Avrupa’nın yaşayış ve düşünüş tarzını benimserler ve yurda döndüklerinde bunu uygulamaya koyulurlar. Gazeteler çıkarırlar, Batıyı tanıtan yazılar yazarlar, Batı edebiyatından tercümeler yaparlar. Hızla Batı medeniyet dairesine yönümüzü çevirmeye çalışırlar.

Gazetelerin Batılılaşma yolunda şüphesiz önemli rolü vardır. Yurtdışına gönderilen genç aydınlar Avrupa’da öğrendiklerini, gördüklerini, düşüncelerini gazeteler vasıtasıyla halka iletirler, anlatırlar.

Tiyatro yine Batılılaşma yolunda mühim bir araçtır. Birçok Fransız tiyatrocular kumpanyalar düzenleyerek Türk halkına tiyatroyu sevdirirler. Öyle ki Türkler oyunlar yabancı bile olsa hareketlerden zevk aldıkları için oyunları izlemeye giderler. Hatta Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile birlikte İstanbul’da bir de tiyatro binası yapılır.

Tanzimat Edebiyatının Başlaması

 Toplumsal gelişmelerin kültürü, sanatı ve edebiyatı etkilemesi şüphesiz bir süre sonra olur. Tanzimat edebiyatının başlaması da Tanzimat Fermanı’nın ilanından 30 yıl sonrasına rast gelir. Kaynaklar genelde Tanzimat Edebiyatının başlangıcını 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmaya başlaması kabul eder.

Tanzimat sanatçılarının amacı Batı örneğinde bir Türk edebiyatı oluşturmaktı. Bu sebeple bu edebiyatı halka öğretmek için tüm kaynakları, imkânları değerlendirdiler. Ayrıca Batı edebiyatından aldığımız tiyatro, gazete, makale, roman, hikâye gibi türlerin hemen hepsinde kalem oynattılar ve bu türlerin ilk örneklerini verdiler.

Tanzimat dönemi Divan edebiyatına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Fakat Tanzimat edebiyatının genel karakteristik özelliğine baktığımızda bir dualizm yani ikilik görürüz. Bu ikiliğin temel sebebi hem siyasî anlamda hem de edebî anlamda yeni kurumların, yeni türlerin oluşması ile birlikte uzun yıllar eski kurumlar, eski türler varlığını devam ettirmiştir. Çünkü bu dönemde hem eskiyi savunan hem de yeniyi savunan sanatçılar vardır. Demek ki Tanzimat edebiyatı dediğimizde eski-yeni çatışmasını merkeze alacağız.

1860’larda Tercüman-ı Ahval ile başlayan Tanzimat edebiyatı 1900’lere kadar varlığını devam ettirir.

Bu dönem sanatçılarından Şinasi, Ziya Paşa, Akif Paşa, Namık Kemal, Agâh Efendi, Sadullah Paşa, Sami Paşazade Sezai gibi isimler modern Türk edebiyatının kurucuları sayılırlar. Bunlar arasında Şinasi ilklerin sanatçısıdır.

Şinası, yazdığı şiirler, romanlar ile aklı, düşünceyi ve modernleşmeyi ön plana alarak kendinden sonra gelen aydınlara öncü olmuştur.

Akif Paşa’nın bu dönem yazdığı “Adem Kasidesi” modern şiirin öncülerinden sayılır. Adem, yokluk demektir. Akif Paşa yazdığı bu şiirle Osmanlı aydınının dünyaya bakışı ile modern insanın aklı ön plana çıkarışı arasında kalan insanın dramını anlatır.

Yenileşme Dönemi Türk Edebiyatı

Pazartesi, Ağustos 25th, 2014 | 26.062 views

Türkler tarih içerisinde üç ana medeniyet dairesine girmiştir. Tüm toplumsal olayların edebiyatı etkilediği gibi bu üç ana dönem de edebiyatımızda üç dönem meydana getirmiştir.

Sözlü dönem, Türklerin Orta Asya’da daha fazla kendine ait unsurları barındırdığı, kavmî özelliklerin ön plana çıktığı bir dönemdir. Türklerin İslâmiyet ile tanışmasına kadar bu dönem etkisini sürdürmüştür.

Dini dönem, İslâmiyetin kabulünden itibaren Türklerin edebiyatını büyük oranda etkilemiş ve bu etki yüzyıllar boyu sürmüştür. Bu dönem edebiyatında dinî özellikler ön plâna çıkmış, dinî nitelikli eserler vermiştir. Bu dönem 10. Sınıf Türk Edebiyatı dersinin konusudur.

Modern Dönem ise Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile başlar ve günümüze kadar devam eder. Dinî döneme göre bireyin ve aklın daha ön planda tutulduğu bu dönemde Batı ile etkileşim artmış ve Batıdan birçok edebi tür (roman , tiyatro, deneme, gazete gibi) alınmıştır.

yenileşme dönemi

yenileşme dönemi

* Resminbüyüğü için üzerine tıklayınız

Yenileşme Dönemi, Yenileşme Nedir?

Yenileşme, var olanın çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesidir. Tüm Batı ülkeleri gibi Osmanlı İmparatorluğu da Yenileşme Dönemi nden nasibini almıştır.

Batı, 16. Yüzyılda Rönesans ve Reform hareketlerine girişerek kilisenin hakimiyetini, skolastik düşünceyi terk eder ve onun yerine aklı, bilimi ve deneyi ön plana alan yeni bir düşünce dünyasına adımını atar. Aklı ve bilimi ön plana alan Avrupa bireyin de önemli olduğu bir Aydınlanma Çağına ayak basar. Aydınlanma Çağı, aklın ön plana alındığı, doğru bilgiye akıl ile ulaşılacağının benimsendiği bireyin kendi yaşantısını şekillendirebildiği, bireyin toplum için/devlet için değil de toplumun/devletin birey için var olduğuna inanıldığı bir dönemdir.

Aydınlanma çağı ile birlikte Coğrafi keşifler hız kazandı. Coğrafi keşifler ile yeni yerler keşfeden Avrupa buraları sömürmeye başladı ve dolayısıyla da zenginleşti. Ayrıca teknik alandaki gelişmelerin sanayiye yansıması ile birlikte sanayi inkılâbı gerçekleşti. Böylece Avrupa karşı konulmaz bir güç haline geldi.

Avrupa’daki bu gelişmeleri izlemeyen, izlemeye tenezzül etmeyen Osmanlı Devleti, onların karşısında maddi olarak güç kaybetti. Avrupa’nın parası ve sanayisi ile baş edemedi. Yine bu dönem ortaya çıkan ve milletlerin kendi devletlerini kurma özgürlüğü düşüncesini yayan Fransız İhtilali, çok uluslu bir devlet olan Osmanlı Devleti’ni etkiledi ve Osmanlı Devleti büyük toprak parçaları kaybetmeye başladı.

Devletin ileri gelenleri bu kaybedişe bir dur demek adına ilk defa Batının ne yaptığına dikkat etti ve onları yakından izlemek , onların yaptığı yenilikleri uygulamak gerektiğini düşündü. Tabii bu kayıplar en çok askeri alanda yaşandığı için yapılan yenilikler askerî alanda sınırlı kaldı.

Dönem dönem bu yeniliklerin faydasını gören Osmanlı Devleti hızla toprak kaybetmeye devam ediyordu. Padişahların, sultanların ömrü ile sınırlı kalan yenilikler II. Mahmut döneminde hız kazandı ve askerî alandan sıyrılarak, siyasî, ekonomik alanlara da yöneldi. Ancak bu yeniliklere yeniçeriler, ulemalar gibi yenilik istemeyen kesim taş koyunca yenilikler sınırlı, yetersiz kaldı.

Osmanlı , birçok milleti, farklı inanca sahip insanları bünyesinde barındırdığı için tarihin her döneminde diğer devletler tarafından içişlerine karışma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Öyle ki 1800’lü yıllarda Osmanlı vatandaşı olan Katoliklere Fransa, Protestanlara İngiltere, Ortodokslara da Rusya sahip çıkmış ve bu vatandaşları bahane ederek Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmışlardır.

Osmanlı, bu karışmayı engelleyebilmek için azınlıkların haklarını korumak amacıyla Sultan Abülmecit zamanında Mustafa Reşit Paşa’nın hazırladığı Tanzimat Fermanı’nı diğer adıyla Gülhane Hattı Hümayunu’nu3 Kasım 1839’da Gülhane parkında yayımlamıştır.

Tanzimat Fermanı Maddeleri (kısaca)

  • Bütün vatandaşların can, mal ve namus güvenliği sağlanacaktır. ( Bu madde ile Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan Müslüman gayri müslim tüm halkın yaşama hakkı ilk defa bir kanun maddesi ile güvence altına alınmıştır.)
  • İnsanlar mahkemeye çıkarılmadan cezalandırılmayacaktır.  ( Yasaların üstünlüğü bir padişah tarafından kabul edilmiştir.)
  • Herkesten gelirine göre vergi alınacaktır.
  • Padişahın gücünün üzerinde kanun gücü olacaktır.
  • İnsanlara mülkiyet edinme hakkı tanınacaktır.
  • Askerlik işleri düzene sokulacaktır. ( Bu madde ile gayrimüslimler de askere gidecektir. Bu madde Islahat Fermanı’nda değişmiştir.)
  • Rüşvet ve adam kayırma yasaklanacaktır.

Bu devletler Tanzimat Fermanı ile yetinmemiş ve ülkeyi bugün bile darboğaza getiren Islahat Fermanı’nı 1860 yılında Abdülaziz’e hazırlatıp imzalatmışlardır.

Yenileşme dönemi ve Tanzimat Fermanı ‘nın Türk Edebiyatına yansıması Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı ‘nın oluşmasını sağlamıştır.

Mektup

Pazar, Eylül 22nd, 2013 | 43.455 views

Uzak bir yerde bulunan kişiye ya da kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir. Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Her şeyden önce; bağımsızdır, ufukları alabildiğine geniştir, dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi ya da kurumla olan ilginin derecesine göre, mektubun hitap bölümünden, amaç, hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız, sevgimiz, karakterimiz, inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.

Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.

Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?

– Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı gibi gözükse de karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
– Mektuptaki hitap, göndereceğimiz kişi ya da kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdürüm gibi.
– Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
– Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir; sevgi ve saygılar sunar, esenlikler dilerim. gibi.
– Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
– Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.
Mektup Türleri

Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :

1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları
Özel Mektuplar

Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır. Samimi bir üslûp kullanılır. Güzel dilekler belirtilir.
Tebrikler
Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa, öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kâğıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.

Telgraf
Mektubun gecikebileceği ivedi(acele) durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.

– Alacak olanın adı, soyadı ve açık adresi yazılır.
– Telgraf çekmemize sebep olan konu, kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
– Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
– Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi, alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir. Telgraf, bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür. Teknolojinin getirdiği e-posta, msn, skype, whats up, viber gibi anlık mesajlaşma yazılımları telgrafın ve dolayısıyla mektubun yerini tutmuştur.
Resmi Mektuplar

Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde bitirmelidir.

Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :

– Kâğıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
– Sağ üst köşeye tarih konur.
– Yazıya başlamadan, hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
– Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
– Gelişme paragraflarında, bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir, bizden istenilen bilgiler verilir.
– Sonuç bölümünde, yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam, üst makam ) yazı, rica ya da sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
– Resmi yazıyı tamamlayan evraklar, metnin sol alt kısmına, sıra numarası verilerek belirtilir.
– Kâğıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle, konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.

İş Mektupları
İş Mektupları Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa, öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
– Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
– Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
– Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
– Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
– İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
– Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa, bu, metnin başında “ilgi” bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.

Yazınsal Türler Hakkında Kısa Bilgiler

Salı, Ağustos 27th, 2013 | 20.216 views
yazınsal türler

yazınsal türler

YAZINSAL TÜRLER

Bu başlıkta Türk edebiyatında kullanılan yazınsal türler hakkında bilgi verilmiştir. Yazınsal türler yazı türlerinin bilinmesi açısından önemli bir konudur.

Roman
Olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır. İlk örneklerini 15.y.y. da Fransız yazar Rabelais vermiştir. Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm akımları döneminde kazanmıştır.

Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.

Temsil ettiği akıma göre romantik roman, natüalist roman, realist roman; konusuna göre aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler alır.

Tük edebiyatında Tanzimat’tan sonra görülü. İlk örneği Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı romanıdır. Batı romanı ölçüsünde en başarılı romanı Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır. Namık Kemal, Mehmet Rauf, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Peyami Safa diğer ünlü romancılarımızdır.

Hikâye

Anlatımı bakımından romana benzeyen, ancak romandan daha kısa yazı türüdür.

Hikâyede olaylar genellikle yüzeyseldir. Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir ânı içinde anlatılır. Genellikle kişilerin tek yönü üzerinde ( çalışkanlık, titizlik, korkaklık vs. ) durulur. Bu da romanda aynı dönemlerde oluşmaya başlamış ve özellikle Realizm döneminde önemli bir tü haline gelmiştir.

İki tü hikâye görülü. Bunlar klasik hikâye ve modern hikâyedir.

Mauppasant tarzı da denilen kilasik hikâye yukarıda anlattığımız özelliğe uyar.

Çehov tarzı denen modern hikâyede ise belli bir kişi olmadığı gibi belli olaylar da çoğu kez yoktur. Yazarın kendiyle sohbet ediyormuş gibi bir anlatımı vardır; çoğu kez birinci kişinin ağzından anlatıldığı olur.

Tük edebiyatında yine Tanzimat’la görülmeye başlanan hikâye tüünde Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Sait Faik önemli eserler vermişlerdir.

Masal

Halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat üünüdü. Bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilmiştir.

Masallarda olaylar tamamen hayal üünüdü. Yer ve zaman belli değildir. Kahramanlar insan üstü özellikler gösterir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdü. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda eğiticilik esastır. Çoğu kez evrensel konular işlenir. Dünya edebiyatında Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları ünlüdü. Tük edebiyatında Keloğlan en tanınmış masal kahramanıdır. Eflatun Cem Güney masallarımız derlemiş ve bir kitap halinde yayımlamıştır.

Fıkra
Yazarın gündelik olayları özel bir görüşle, güzel bir üslupla, hiç kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa günübirlik yazılardır. Bu tü yazıları nükteli hikâyecikler biçimindeki Nasrettin Hoca fıkralarıyla karıştırmayalım.

Fıkra, bir gazete yazı tüüdü. Gazetenin belli bir köşesinde genel bir başlıkla yazılan fıkralarda mesele kısaca incelenir ve mutlaka bir sonuca varılır. Daha çok alaylı bir dille, bazen eleştiri bazen sohbet tarzında yazılır. Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava hâkimdir yazılarda.

Edebiyatımızda özellikle Ahmet Rasim fıkralarıyla tanınır. Daha sonra Ahmet Haşim, Refik Halit, Peyami Safa sayılabilir.

Deneme
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı tüüdü.

Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi diliyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.

Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu her devrin, her ulusun insanı ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır. Ele alınan konu çoğu zaman derinleştirilerek anlatılır.

Denemenin özelliğini Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz:

“ Deneme, ben’in ülkesidir. ‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”

Denemenin ilk örneklerini Fransız yazar Montaigne vermiştir. Daha sonra İngiliz yazar Bacon tüü geliştirmiştir.

Edebiyatımızda Cumhuriyetten sonra görülmeye başlanan bu tüde Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim güzel örnekler vermişlerdir.

Makale
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak kanıtlamaya çalıştığı ve böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçladığı yazı tüüdü. Makalede temel unsur düşüncedir.

Makale, gazete ile birlikte ortaya çıkmış bir gazete yazı tüüdü. Bizde de ilk özel gazete olan Tercüman – ı Ahval gazetesinin çıkmasıyla görülü. İlk makale de aynı gazetede Şinasi tarafından yazılmıştır.

Makalede amaç bilgi aktarmak ya da görüşlerine okuyucuyu inandırmak olduğundan açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanılır. Seçilen konuya göre uzun da olabilir kısa da.

Makale her konuda yazılabilir. Bu konu günlük olabileceği gibi, felsefi, bilimsel, sanatsal da olabilir. Ama edebi makale elbette sanatla ilgili olanıdır.

Edebiyatımızda Tanzimat döneminden beri görülen makale tüünde Namık Kemal, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabi ünlü birkaç isimdir.

Eleştiri

Bir sanatçının, bir sanat eserinin iyi ve kötü yanlarını ortaya koyarak onun gerçek değerini belirleyen yazılardır. Eleştiri yazarı – yani eleştirmen – eser hakkında okuyucuyu bilgilendirir; hem eserin yazarına hem okura yol gösterir.

İki tü eleştiri vardır: İzlenimsel eleştiri ve nesnel eleştiri.

İzlenimsel eleştiri, Anatole France’in ilkelerini belirlediği ve eleştirmenin bir eseri kendi zevk ölçülerini göz önüne alarak incelediği eleştiri tüüdü. Bu tü eleştirilerde öznel yargılar çok olacağından günümüzde bu tü pek rağbet görmez.

Nesnel eleştiride ise her eserin değerlendirilmesinde kullanılabilecek belli ölçütler vardır. Eleştirmen mümkün olduğunca kişisel yargılarda bulunmaktan kaçınır. Bilimsel araştırmalardan yararlanarak, eseri ister beğensin ister beğenmesin, tarafsız bir gözle onun değerini ortaya koyar.

Avrupa’da Boielau, Saint Beuve, Taine, France eleştirileriyle tanınır.

Edebiyatımızda Hüseyin Cahit, Cenap Şehabettin, Ali Canip, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, eleştiri alanında yazılar yazan ünlü birkaç isimdir.

Gezi Yazısı
Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görü, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnesında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikâye edilir.

Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur.

Eski edebiyatımızda gezi yazısına seyahatname denir. Bu alanda Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ünlüdü. Ancak asıl gezi yazıları Avrupa’ya açılma döneminde görülmeye başlanmış, gidilen Avrupa şehirleri ile ilgili yazılar yazılmıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa bunların başında gelir.

Gezi yazılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ahmet Mithat Efendi, Avrupa’da Bir Cevelan; Cenap Şahabettin Hac Yolunda, Avrupa Mektupları; Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi; Reşat Nuri, Anadolu Notları; Falih Rıfkı, Deniz Aşırı, Zeytin Dağı, Taymis Kıyıları bunlardan bazılarıdır.

Anı

Bir yazarın kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır. Yazarın kendini okuar açtığı bir tü olduğunda içtendir ve bu yönüyle çok tutulur. Anılar belli bir dönemin yorumlandığı yazılar olduğundan tarihi bir belge özelliği gösterir. Ancak bu bilimsel olamaz; çünkü yazarın olaylara kişisel bakışı söz konusudur.

Üslup yönüyle gezi yazısına benzerse de, yazarın dış dünyadan çok kendinden söz etmesi anıyı belli eder. Zaten eski edebiyatımızda anı, gezi yazısı hatta tarih iç içedir.

Özellikle Tanzimat’la başlayan anı tüündeki yazılar Cumhuriyet döneminde önemli bir tü olmuştur. Anılarını kitaplaştıran yazarlarımızda vardır. Namık Kemal, Magosa Mektupları; Ziya Paşa, Defter – i Amal, Ahmet Rasim, Şehir Mektupları; Halit Ziya, Kırk yıl, Saray ve Ötesi; Hüseyin Cahit, Edebi Hatıralar; Falih Rıfkı, Çankaya adlı eserlerinde anılarını anlatmışlardır.

Biyografi

Bir kişinin hayatının anlatıldığı yazılardır. Bunlarda amaç o kişiyi tüm yönleriyle ( hayatı, eseri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmaktır. Biyografi açık, sade bir dille anlatılan kişinin devrini, çevresini dikkate alarak yazılır. Divan edebiyatında şairleri anlatan bu tü eserlere tezkire denirdi. Tük edebiyatında bunun ilk örneğini Ali Şir Nevai vermiştir.

Yazar eğer kendi hayatını anlatmışsa yazıya otobiyografi denir. Çoğu zaman bunlarda sanatçı kendiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.

Otobiyografiler üslup yönüyle anıya benzer; ancak anı otobografi içinde bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografi daha uzun bir dönemi içine alır.

Mektup
Genel anlamda kişinin bir haberi, olayı, arzuyu bir başkasına anlattığı yazılardır. Özel mektup, iş mektubu, edebi mektup tüleri vardır. Bunlar içinde bizi edebi mektup ilgilendiriyor.

Bu tü mektuplar açık olarak bir gazetede ya da dergide yayımlanır. Yazar birine hitaben herhangi bir konudaki görüşlerini, duygularını anlatır. Ancak asıl amacı bunları herkese duyurmaktır.

Mektup, Divan edebiyatında da kullanılmıştır. Fuzuli’nin “Şikayetname” adlı eseri bu tüdendir. Tanzimat’tan sonra ise gazetelerde yayımlanan birçok açık mektup görülü.

Bazı yazarlar mektuplardan oluşan romanlar da yazmışlardır. Halide Edip’in “Handan” romanı bunlardan biridir

Sohbet
Bir konunun fazla derinleştirilmeden, biriyle konuşuyormuş gibi anlatıldığı fikir yazılarıdır. Sohbet yazılarında herkesi ilgilendirecek konular seçilir. Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir. Yazar sorulu cevaplı cümlelerle, konuşuyormuş hissi verir.

Üslup olarak fıkraya benzerse da gazete yazı tüü olması, az sözle çok şey anlatmayı amaçlamaması, dışa dönük olması onu fıkradan ayırır.

Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Şevket Rado sohbet tüüne özel bir önem vermişlerdir.

Günlük
Ne gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin, sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır. Her gün yazıldığı için kısa olan bu yazılar, yazarının hayatından izler verdiğinden içten ve sevecendir.

Oktay Akbal, Suat Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu’nun günlükleri kitap halinde yayımlanmıştır.

ŞİİR TÜRLERİ

Lirik Şiir
Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tü şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme tüündeki koşma, semai lirik şiire girer.

ÖRNEK:

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın

Sesini duyan olur, sana göz koyan olur

Anmasınlar adını candan anan dudaklar

Annen bile okşasa benim bağrım taş olur

Epik Şiir
Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında kasideler, Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı tüleri de epik özellik gösterir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır.

ÖRNEK:

Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı

Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle

Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle

Didaktik Şiir
Bir düşünceyi, bir bilgiyi aktarmak amacıyla yazılan şiirlerdir. Bunlar okurun aklına seslenir. Duygu yönü az olduğundan kuru bir anlatımı vardır. Kafiye ve ölçülerinden dolayı akılda kolay kaldığından, bilgiler bu yolla verilir. Manzum hikâyeler, fabller hep didaktik özellik gösterir.

ÖRNEK:

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünü rutbe – i aklı eserinde

Pastoral Şiir
Doğa şiirlerini, çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi, bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa “eglog” adını alır

ÖRNEK:

Hülyana karışmasın ne şehir ne de çarşı

Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı

Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an

Madem ki kara bahtın adını koydu çoban

Satirik Şiir

Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tü şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

ÖRNEK:

Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara halini kimse sormuyor

Padişah sikkesi selam vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Dramatik Şiir
Tiyatroda kullanılan şiir tüüdü. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro tüünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar süer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.

Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir tüüdü. Başlangıçta trajedi ve komedi olmak üzere iki tü olan bu şiir tüü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.

Bizde dramatik şiir tüüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batıya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı’da da bu tü şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi…

Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)

Cumartesi, Mart 23rd, 2013 | 4.650 views

Mehmet Emin Yurdakul’un Hayatı

Mehmet Emin Yurdakul, 13 Mayıs 1869’da İstanbul’da doğdu,14 Ocak 1944’de aynı kentte öldü. Mehmet Emin Yurdakul  Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra bir süe Mülkiye Mektebi’nin idadisinde okudu.1887’de Babıâli Sadaret Dairesi Evrak Odası’nı aylıksız kâtip olarak atandı.1899’da Hukuk Mektebi’ne başladı. Öğrenimini ABD’de tamamlamak üzere okuldan ayrıldı. Ancak bu isteği gerçekleşemedi. Memurluk yaşamına döndü. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. şiirlerinde dile getirdiği düşünceler, yansıttığı gerçekler saray tarafından kuşkuyla karşılandığı için 1907’de Erzurum rüsumat nazırlığına gönderildi. II. Meşrutiyet sonrası 1909’da bahriye müsteşarlığına, bu görevi istemeyince de Hicaz valiliğine atandı.Bir yıl sonra Sivas valiliğine getirildi. Ancak çalışması engellenince, üç ay sonra bu görevinden de ayrılarak İstanbul’a döndü. Tük Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı, derneğin başkanı oldu. Çıkarılan Tük Yurdu dergisinin de sorumluluğunu üstlendi. Mehmet Emin, İttihat ve Terakki yönetimiyle arası açılınca Erzurum valiliği göreviyle 1911’de İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Yurdakul, ertesi yıl da emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı.1913’te Musul milletvekili seçildi. Halide Edip, Köprülü zade Fuat ve Hamdullah Suphi ile birlikte Hars ve ilim Heyeti üyeliğinde bulundu. Milli Tük Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Mehmet Emin, I. Dünya Savaşı sonunda İstanbul işgal edilince,1921’de Anadolu’ya geçti ve Atatük tarafından ilgiyle karşılandı. Antalya, Adana, İzmir yörelerinde dolaşarak halkın ve ordunun manevi gücünü arttırıcı konuşmalar yaptı, Şebinkarahisar, Urfa ve İstanbul milletvekili seçilerek beş dönem meclise girdi. Mehmed Emin Yurdakul edebiyat yaşamına Servet-i Fünun döneminde başlamıştır. İlk kitabı Tükçe şiirler ilgiyle karşılanmış, yankılar uyandırmıştır. Dönemin şiir anlayışı dışında, hece ölçüsünü kullanarak yazdığı şiirlerinde yalın bir dil kullanmıştır. Mehmet Emin Yurdakul Tük edebiyatına halk sesini getiren şair olarak nitelendirilmiştir. Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarına karşı Tükçülük akımını savunan, bu konudaki düşüncelerini dile getiren öğretici şiirler yazmıştır.

Mehmet Emin Yurdakul şiirde biçim yönünden yenilikler yapmıştır. Mehmet Emin Yurdakul geleneksel Tük şiirinde sürekli kullanılan kalıpların yerine 4+4+4+3=15,4+4+4+5=17,4+4+4+7=19 gibi alışılmışın dışında kalıplar kullanmıştır. Mehmet Emin Yurdakul dörtlük geleneğinin dışına çıkarak üçer, altışar, sekizer dizelik kıtalar kurmuştur. Servet-i Fünun doğrultusunda Batı’dan gelen sone biçiminde şiirler de yazmıştır. Mehmet Emin Yurdakul halkçı, ulusçu düşünce ve duyguları dile getirmiştir. Toplumsal ve ulusal konuları işlemiştir. Mehmet Emin Yurdakul halkın ve ülkenin gerçeğini, özgülük istemini yansıtmıştır. Coşku, umut, yüeklendirme ve öğreticilik, şiirinin belirgin öğeleri olmuştur.

Mehmet Emin Yurdakul Eserleri:

Ankara, 1939, İkbal Yayınevi
Tük Sazı, 1914, Atlas Kitabevi
Tükçe şiirler, 1899
Ey Tük Uyan, 1914
Tan Sesleri, 1915
Aydın Kızları, 1919
Mustafa Kemal, 1928 Ahmet İhsan Matbaası
Zafer Yolunda, 1918
Dante’ye, 1920

Benim Şiirlerim

‘Sen kalbsizsin; hani senin gençliğin hayatı?
‘Aşklarım mı? Bir nefeste solabilen bu şeyler,
‘Bir yanar-dağ ateşiyle kömü gibi karardı;
‘Şimdi ise yerlerinde bir sıtmalı yel eser.

‘Evet, benim her şi’rimde yılan dişli diken var;
‘Sizler gidin bal verecek yeni açmış gül bulun.
‘Belki benim acı sesim kulakları tırmalar;
‘Sizler gidin, genç kızların tüküsüyle şen olun.

‘Varın sizler, onlar ile korularda el ele
‘Gezin, gülün, bir çift bülbül aşkı ile yaşayın;
‘Yalnız kendi, yalnız kendi rûhunuzu okşayın.

‘Zavallı ben, elimdeki şu üç telli saz ile
‘Milletimin felâketli hayatını söyleyim;
‘Dertlilerin gözyaşını çevrem ile sileyim! ..’

Cenge Giderken

Ben bir Tük’üm; dinim, cinsim uludur;
Sinem, özüm ateş ile doludur.
İnsan olan vatanının kuludur.
Tük evladı evde durmaz giderim.
Muhammed’in kitabını kaldırtmam;
Osmancık’ın bayrağını aldırtmam;
Düşmanımı vatanıma saldırtmam.
Tanrı evi viran olmaz, giderim.
Bu topraklar ecdadımın ocağı;
Evim, köyüm hep bu yerin bucağı;
İşte vatan, işte Tanrı kucağı.
Ata yurdun, evlat bozmaz, giderim.
Tanrım şahit, duracağım sözümde;
Milletimin sevgileri özümde;
Vatanımdan başka şey yok gözümde.
Yâr yatağın düşman almaz, giderim.
Ak gömlekle gözyaşımı silerim;
Kara taşla bıçağımı bilerim;
Vatanımçin yücelikler dilerim.
Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.

Bırak Beni Haykırayım

Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;
Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya îman var;
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar;
Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.

Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.

Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,

Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;
Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,

Bu zavallı süü için ne merhamet, ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk! ..

İslamcılık Akımı

Cumartesi, Mart 23rd, 2013 | 2.133 views

Milli Edebiyat dönemini anlayabilmek için İslamcılık fikrine, İslamcılık akımına mutlaka göz atmak gerekir. İslamcılık Osmanlı Devleti’nin en önemli politikalarından biridir. İslamcılık akımı Osmanlı Devleti’nin resmi akımıdır. İslamcılık İslâm kelimesine dayanır. İslam; Selam’ dan gelmektedir. Tanrı’ ya teslimiyet, Hz Muhammedce kurulmuş ve yayılmış din, Muhammed Peygamber’ in ümmetinden olan kimse anlamında kullanılmaktadır. Mehmed Akif Ersoy İslamcılık fikrinin en önemli savunucusudur.

Osmanlı İmparatorluğu’ nun “Osmanlıcılıktan” sonra benimsediği en güçlü akımdır İslamcılık.

Osmanlı yönetiminde bulunan devlet yetkililerinin ve bazı aydın kesimin bu ülküye sarılmasının asıl sebebini şöyle sıralayabiliriz:

1 – Balkan savaşları sırasında Balkan devletleri bağımsızlıklarını kazanmışlardı ve Osmanlı Batıdaki topraklarının büyük kısmını kaybetmişti. Bunun üzerine yönetimde bulunan II Abdülhamit aynı toprak kaybına Asya’da da uğramamak için islam birliği fikrine yani İslamcılık fikrine sarılmıştır.

2 – Siyasal, ekonomik yönden güçlenmiş ve güçsüz devletlere emperyalist politikalar uygulayan Hristiyan alemine karşı, birleşmiş, kalkınmış bir islam birliği kurarak Hristiyanlara karşı denge oluşturmak.

31 Mart hadisesinden sonra “Osmanlıcılık” fikri eski nüfuzunu kaybetmeye başlamıştı. Bunun üzerine II Abdulhamit Alman Kayserinin islam birliği kurma düşüncesini benimsemiş ve Sultanahmet Meydanında büyük bir mitingle islam birliği kutlanmıştır.

Devleti yönetenler arasında Osmanlıcı ve İslamcı olamk üzere iki farklı düşünce vardı. Devletin başında bulunan İttihat ve Terakki Partisinin bir aralık Ermenilerden başka müslüman Arnavut ve Arap kavimleri üzerine asker göndermek zorunda kalışı devletin İslam birliği siyasetinde dahi başarılı olamayacağını gösterdi.

Osmanlı üzerinde emellerini gerçekleştirmek için Araplara milliyetçilik duygularını aşılayan İngilizler başta Mustafa Kemal de Enver Paşa gibi islamcılık politikasını südüeceğini düşünüyordu Fakat bu düşüncelerinde yanıldıklarını çok geçmeden anladılar. Çünkü Mustafa Kemal Paşa islam ülkeleriyle birleşme özlemini Tük çıkarları açısından övmekteydi. Bu da tam anlamıyla Panislamizm sayılamazdı. Mustafa Kemal milliyetçilik fikirlerinin çığ gibi yayıldığı bir devirde islamcılık politikasının yarar değil zarar getireceğini önceden biliyordu.

I. Dünya savaşında Filistin ve Suriye cephelerinde Arapların İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı’ ya karşı savaşması islamcılık akımının etkisini bütünüyle yitirdiğini gösterdi.

Kısaca; Osmanlıcılık ve İslamcılık hareketleri hakkında şunları söyleyebiliriz.

O dönemde yönetimde bulunanlar ve aydın kesimden insanlar imparatorluğun dağılmasını önlemek için bu ideolojileri benimsemiştir. Ama gözardı ettikleri önemli bir nokta vardır o da Fransız İhtilali sonrasında dünyaya çığ gibi yayılan hüriyetçilik ve milliyetçilik fikirleridir.

Osmanlı devletinin dağılmasını önlemek için “Ben Türküm” den önce “ben Osmanlıyım” veya “ben Müslümanım” demişse de dağılmayı önleyememiştir. Dolayısıyla islamcılık akımı etkisini yitirmiştir.

Türkçülük Akımı

Cumartesi, Mart 23rd, 2013 | 12.653 views

Türkçülük akımı Osmanlının son döneminde İslâmcılık ve Osmanlıcılık akımının etkinliğini kaybetmesinden sonra görülen akımdır. Osmanlı Devleti’nin son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi Türkçülükte gizlidir. Milli Edebiyat konusunu işlerken Türkçülük konusuna mutlaka değinmek gerekir.

Tükçü; Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarda Osmanlıcılık, İslamcılık akımları karşısında Tüklük duygusunu savunanlara denirken; Tükçülük, Tükçülerin ilkelerine dayanan akım, “Pantürkizm” anlamlarında kullanılmıştır. XX. yüzyıl edebiyatımızın hemen bütünüyle etkileyen Tükçülük akımı, ulusal edebiyatımızın doğup gelişmesini sağlar. Fransız devriminin yarattığı ulusçuluk düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğundaki yabancı toplumları ayaklandırırken, Tük aydınlarını da uyandırır. “Genç Kalemler”, “Yeni Mecmua”, “Tük Yurdu” dergilerindeki yayınlarla “Tükçülük” akımı Tük dili ve edebiyatında geniş yankılar bırakır. Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin, Ahmet Vefik Paşa, Şemsettin Sami, Yusuf Akçura gibi sanatçılar bu akıma mensuptur.

Ziya Gökalp’ e göre:

Tükçülük, Tük milletini yükseltmek demektir. O halde, Tükçülüğün mahiyetini anlamak için, millet adı verilen zümrenin mahiyetini tayin etmek lazımdır. Millet hakkındaki muhtelif görüşler ise şöyledir:

1 – Irki Tükçülere göre millet, ırk demektir.

2 – Kavmi Tükçüler de milleti kavim zümresiyle karıştırırlar. Kavim, içine hiç yabancı karışmamış kandaş bir zümre demektir. Oysa hiçbir millet, tarih öncesine baktığımızda saf değildir. Bir şekilde başka milletler de katılmıştır.

3 – Coğrafi Tükçülere göre, millet, aynı ülkede oturan halkların bütünü demektir.

4 – Osmanlıcılara göre millet, Osmanlı İmparatorluğunda bulunan vatandaşları içine alır.

5 – İslam birliği taraftarlarına göre, millet bütün müslamanların mecmuu demektir.

6 – Fertçilere göre, millet, bir adamın kendisini mensup addettiği herhangi bir cemiyettir.

Tükçülük akımı özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında büyük başarı göstermiştir. Vatanın elden gitme tehlikesi belirince herkeste büyük bir Tüklük şuuru Uyanmış ve bu akımda geçerliliğini devam ettirmiştir.