Reklam Alanı

Gosterilen ‘12. Sınıf Dil ve Anlatım’ Kategorisi

Yazım Kuralları

Pazar, Mart 10th, 2013 | 3.172 views

Yıllardır öğrencilerime zaman kaldıkça en çok öğrettiğim konu yazım kuralları geliyor. Her ne kadar onlar yazım kurallarının ne kadar ciddi bir mesele olduğunu bilmez. Mesele “anlaşmaksa” eğer kurala falan ne gerek var? Zaten konuşarak anlaşıyoruz. Hatta onlara göre yazım kurallarını bilmek yerine “slm, nbr” gibi kimi kısaltmaları bilmek anlaşmak için daha önemli. Ben onlara “anlaşmak” var “anlaşmak” var desem de yine de bildiklerini okuyorlar. Tabii bunu biraz olsun öğretmek için güzel bir örnek buluyorum onlara. Sizlere de anlatayım:

Nerede okuduğumu tam hatırlamıyorum ama sanırım aylık bir edebiyat dergisiydi.

Türkçede birçok bağlaç var. Mesela “ve” de bir bağlaç, “ile” de bir bağlaç. İlk etapta ikisi de aynı anlama geliyor değil mi? Bakalım hemen.

“Leylâ ile Mecnûn”, “Leylâ ve Mecnûn”

Yukarıdaki iki kelime grubuna baktığımızda ikisinde de aynı anlam olduğunu düşünebiliriz. Fakat dikkatli bakınca “ile” bağlacının Mecnûn’a bir aidiyet kattığını, Leylâya ait olduğunu, ikisinin isminin birbiriyle tamlama oluşturduğunu görebiliriz.

Leylâ ile Mecnûn.

Leylâ ve Mecnûn kelime grubuna bakınca ikisi birbirinden bağımsız bir kişi olarak algılanıyor. Leylâ var, bir de Mecnûn var. Ancak “ile” bağlacına bakınca Lelânın Mecnûn’u var.

Demek ki bu örneğe bakınca yazım kurallarının o kadar basit bir konu olmadığını daha net görebiliriz.

Aşağıda “Yazım Kuralları“nı teker teker başlık altında inceleyeceğiz. Benim öğrencilerimden hep istediğim şey birer yazım kılavuzu, imlâ kılavuzu temin etmeleri. Her ne kadar yazım kurallarının bir mantığı olsa da ara ara kurcalamak gerekiyor. Bugün Türkçeyi çok iyi konuşanlarla kötü konuşanlar arasındaki fark onların bilgi farklılığından değil de öğrenme isteği farklılığından kaynaklanıyor.

Biz edebiyat öğretmenleri bile zaman zaman birçok kelimede takılabiliyoruz. Bizi öğrenciden ayıran fark da bilmediğimiz kelime ile karşılaştığımızda yazım kılavuzunu açıp hemen bakmamız.

Şimdi işiniz daha kolay. Aşağıya yazım kuralları konusunu teker teker ekledik. Bu kuralları “Türk Dil Kurumu”nun Yazım Kılavuzundan aldık. İçiniz rahat olsun.

Yazım Kuralları

Ses, Harf ve Alfabe
Türkçede Ünlülerin Nitelikleri
Düzeltme İşaretinin Kullanıldığı Yerler
Türkçede Büyük Ünlü Uyumu
Küçük Ünlü Uyumu
Ünlü Düşmesi
Ünsüz Uyumu
Sayıların Yazılışı
Büyük Harfler Nerelerde Kullanılır
Birleşik Kelimelerin Yazılışı
Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler
Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler
Deyimlerin Yazılışı
Yabancı Özel İsimlerin Yazılışı
Kısaltmaların Yazılışı
Türkçede Uzun Ünlü
Ünlü Daralması
Ünsüzlerin Nitelikleri
Ünsüz Türemesi
Alıntı Kelimelerin Yazılışı
İkilemelerin Yazılışı
Hece Yapısı ve Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
Soru Eki mı / mi / mu / mü’nün Yazılışı
Bağlaç Olan da, de’nin Yazılışı
Bağlaç Olan ki’nin Yazılışı
İle Bağlacının Yazılışı
Fiil Çekimi
Mastarlara Gelen Eklerin Yazılışı
Ek Fiilinin Yazılışı
Simgelerin Yazılışı

Tiyatro

Cuma, Şubat 15th, 2013 | 1.687 views

Bir metinde geçen olayların, seyirci topluluğu önünde gösterilmesine dayanan edebî metinlere göstermeye bağlı metinler denir. Göstermeye bağlı metinlerin uygulama alanı tiyatrolardır.

Tiyatro nedir?

Belirli bir halk topluluğunun önünde herhangi bir metne dayalı ya da metinden bağımsız olayın canlandırılmasına denir. Tiyatro göstermeye dayalı bir sanattır. Olaylar sahnede, insanların önünde oluş halindeyken gösterilir, canlandırılır.

Tiyatro, toplumla en iç içe olan sanattır ve toplumu en çok etkileyen sanattır. Konuşmaya ve harekete dayalı bir sanattır. Tiyatro konuşmaya dayalı bir sanat olduğu için halkı eğitme işlevi en yoğun olan sanat olarak kullanılmıştır.

Tiyatroda amaç, güldürmek ve düşündürmektir.

Tiyatronun Tarihi

Dünyada çok farlı tiyatro akımları, türleri olsa da tiyatronun aslında dinî törenlerden doğduğu düşünülmektedir. Bugün Batı tiyatrosunun ilk örnekleri eski Yunan edebiyatına dayanır. Sanat metinlerinin hepsinde olduğu gibi.

Türk edebiyatında tiyatroya baktığımız zaman, bizde tiyatronu Geleneksel Türk Tiyatrosu ve Modern Türk Tiyatrosu olmak üzere iki bölümde inceleriz. Modern Türk Tiyatrosu, Tanzimat döneminde Batı’dan gelen tiyatrodur. Geleneksel Türk Tiyatrosu ise kökleri bizde uzun yıllara dayanan Gölge Oyunu (Karagöz Hacivat), Orta Oyunu, Meddah ve Köy Seyirlik Oyunları’dır.

Tiyatro Türleri

Opera: Opera, müzikal tiyatrolara denir. Elit bir kitleye seslenir. Dram ve trajedinin bestelenmiş şeklidir.

Operet: Eğlence unsuru barındıran, bestesiz konuşmalar olan sahne sanatlarıdır.

Bale: Aslında bugün bağımsız bir sanat eseri olarak algılansa da tiyatronun bir türüdür. Söz içermez ve sadece beden hareketleri bardır.

Pandomim: Sessiz sinema diyebiliriz. Konuşmadan, jest ve mimiklerin yardımıyla yapılan tiyatrodur.

Skeç: Bugün kısa, güldürü tiyatrolarına skeç diyoruz. Genellikle kadrosu az, şaka içeriği olan güldürülü tiyatrolardır.

Melodram: Çok fazla ızdırap içeren, acı içeren müzikli tiyatrodur.

Revü: Gündelik olaylara alaycı bir bakış sunan tiyatrodur.

Vodvil: Bir tür entrika, olay komedisidir.

Tiyatronun Ögeleri

Olay: Olay çevresinde gelişen edebî metinlerin temelinde bir olay vardır. Bu olayın sahneye taşınmış halidir.

Kişiler (oyuncular): Tiyatrodaki olaylara can veren kişilerdir. Rol yapan oyunculardır.

Yer: Tiyatroda olaylar bir mekânda yani sahnede gerçekleşir. Sahne gerçek hayattaki mekânları yansıtacak şekilde dizayn edilir. Bunu gerçekleştirmek için kullanılacak araçlara da dekor denir. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda sahneye çok önem verilmez.

Geleneksel Türk Tiyatrosu

Geleneksel Türk Tiyatrosu’nu dört bölüm halinde incelemek mümkündür.

1. Gölge Oyunu ( Karagöz Hacivat Oyunu ):

Deve derisinden kesilerek hazırlanmış figürlerin beyaz bir perdeye arkasından ışık vurularak yansıtılması sonucu elde edilen oyuna gölde oyunu denir.

Bu oyununu Çin veya Hindistan’da ortaya çıktığına dair çeşitli rivayetler vardır. İlk rivayete göre M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış Çin Hükümdarı karısını çok severmiş. Karısının ani ölümü üzerine büyük bir üzüntü duymuş ve bu üzüntüyü hafifletmenin yollarını aramış. Halktan bir kişi bu üzüntüyü hafifleteceğini iddia etmiş ve boş bir odanın ortasına perde germiş. Bu perdenin arkasına hükümdarın karısının bir tasvirini yapmış ve ışık aracılığıyla yansıtmış. Böylece hükümdarın üzüntüsü biraz olsun hafiflemiş.

Bize gölge oyununun nasıl geldiği konusunda çok çeşitli rivayetler vardır. Kimi rivayetler Hindistan’dan geldiği yönünde, kimisi ise Çingeneler aracılığıyla geldiği yönünde.

Şüphesiz hangi kaynaktan gelirse gelsin bizde yoğun bir şekilde kullanılmış ve bizim tarihimize mâl olmuştur. Bizde Karagöz, Hacivat, Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Zenne, Tiryaki, Kayserili, Laz, Kürt, Acem gibi tiplemeler vardır.

2. Orta Oyunu:

Gölge oyununun meydana çıkmış halidir. Belirli bir topluluğun önünde doğaçlamaya dayalı bir metin ile oynanan tiyatrodur. Açık alan oyunudur ve belli bir sahneye ihtiyacı yoktur. Kavuklu, Pişekâr en önemli karakterleridir.

3. Meddah:

Tek kişilik orta oyunudur. Hikâye anlatma sanatıdır. Bir oyuncunun sahneye çıkarak, tek başına hikâyeleri canlandırarak anlatmasıdır. Taklide dayalı bir türdür. Mendil, asa gibi aksesuarları kullanır.

4. Köy Seyirlik Oyunu:

Köylerde, uzun kış gecelerinde akşamları şenlendirmek için oynanan oyunlardır.

Modern Türk Tiyatrosu

Biz Modern Türk tiyatrosunu üç bölüm halinde inceleyebiliriz.

1. Tanzimat Tiyatrosu (1908’e kadar):

Tanzimat öncesinde Geleneksel Türk Tiyatro’su geçerli olsa da Tanzimatla birlikte Batılı anlamda tiyatro ile tanışmış oluruz. Tanışmamızdan 1908’e kadar olan dönemi biz Tanzimat Tiyatro’su olarak isimlendirebiliriz. Batılı anlamda yazılan ilk yerli tiyatromuz Şinasi’nin “Şair Evlenmesi”dir. Hayrullah Efendi’nin yazdığı “Hikâye-i İbrahim Paşa ve Gülşeni” isimli eseri Şinasi’nin eserinden dört sene evvel (1844) yazılmış olsa da daha geç basıldığı için ilk olarak kabul edilmez. İlk sergilenen tiyatromuz ise Namık Kemâl’in “Vatan Yahut Silistre” isimli tiyatrosudur.

Tanzimat edebiyatının birinci döneminde genelde oynanmak için, ikinci döneminde ise okunmak için tiyatro yazılmıştır. Abdülhak Hamit’in tiyatrolarındaki ağır dil onun eserlerinin oynanabilirliğini azaltmıştır.

2. Meşrutiyet Tiyatrosu (1908-923)

Bu dönem tiyatrosu halka hizmet eder bir hale gelmiştir. Bu dönem tiyatrosu Servet-i Fünûn Edebiyatı dönemini –ki bu dönem tiyatro faaliyetleri çok yoğun değildir-, Fecr-i Âti dönemini ve Millî Edebiyat dönemini kapsar.

Millî edebiyat dönemine geldiğimizde Güzel Sanatlar Okulu’nun (Darülbedâyi) açılması (1914) tiyatronun gelişmesi açısından önemlidir. Ünlü tiyatrocu Muhsin Ertuğrul bu tiyatrodu öğretmenlik yapmıştır. İlk defa Müslüman kadın olarak Afife Jale sahneye çıkmıştır.

3. Cumhuriyet Tiyatrosu (1923’ten sonrası)

Cumhuriyet döneminde tiyatro alanında mühim gelişmeler olmuştur. Millî edebiyat döneminde başlayan tiyatro faaliyetleri hız kazanmıştır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Kutsi, Necip Fazıl, Haldun Taner, Aziz Nesin, Tarık Buğra, Turan Oflazoğlu önemli tiyatro yazarlarımızdandır.

Roman

Çarşamba, Şubat 13th, 2013 | 2.910 views

Romanın belirli bir tanımını yapmak çok zordur. Ancak şöyle genel bir çerçeve çizmek gerekirse roman; insanı, çevreyi, duyguyu, tutkuyu, anlatan, bunları çözümleyen, bunları kurduğu yeni bir dünyada yaşatan, uzun yazı türüdür.

Roman, kurmaca bir metindir. Bu kurmaca metindeki kahramanlar, mekân, zaman ve kişiler tamamen kurmacadır. Bu kurmaca kahramanları diğer kurmaca unsurlar içerisinde bir düşünce, görüş, tema etrafında yaşatmaktır roman.

Romanda insan ayrıntılı olarak işlenir. İnsanın psikolojik halleri, istekleri, arzuları, ihtirasları, günahları, hepsi okuyucuya aktarılır, okuyucu romandaki kahramandan birisi haline getirilir.

Roman, topluma ve insana tutulmuş bir aynadır. İyi bir roman insanı yansıtır.

Dünya edebiyatında roman:

Roman kelimesi eskiden Roma İmparatorluğu’nda yaşayan halkların konuştuğu bozuk Latinceye verilen isimken zamanla özel bir edebî türün adı olmuştur. Demek ki roman halk arasında yaşayan bir şeydir.

Roman türünün ilk örneklerini 15. Yüzyılda Fransız yazar Rabelais vermiştir. Bugünkü anlamda ilk roman ise İtalyan yazar Giovanni Boccacio’nun yazdığı “Decameron” isimli eserdir. Romanın ilk başarılı örneğini ise Cervantes, Don Kişot isimli eseriyle vermiştir.

Türk edebiyatında roman:

Türk edebiyatına baktığımızda birçok düzyazı türü gibi roman da Tanzimat dönemi edebiyatı ile edebiyatımıza girmiştir. Tanzimat’tan önce roman türünü karşılayan eserlerimiz mevcuttur aslında. Mesneviler, halk hikâyeleri, destanlar bizde roman anlatma, olay anlatma ihtiyacını gidermiştir.

İlk örnekleri Tanzimat döneminde görülen romanın bazı kusurları vardır: Çok fazla tesadüflerin olması, idealize edilmiş karakterlerin olması (iyilerin hep iyi kötülerin hep kötü), yazarın sık sık araya girerek bilgi vermesi gibi.

Bizde Batılı anlamda en başarılı romanlar Servet-i Fünûn döneminde görülmeye başlanır. Bunun en mühim sebebi, sanatı sanat için yapmalarıdır. Sanatı, toplumu eğitmek için bir araç olarak görmemeleridir.

İlk roman örnekleri:

İlk örnek Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenelon ‘dan yaptığı “Telemak” isimli çeviri eserdir.

İlk yerli roman: Şemsettin Sami / Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat

İlk edebî roman: Namık Kemal /İntibah

Batılı anlamda ilk roman: Halit Ziya Uşaklıgil / Mai ve Siyah

İlk realist Roman: Recaizâde Mahmut Ekrem / Araba Sevdası

İlk köy romanı: Nabizâde Nazım / Karabibik

İlk psikolojik roman denemesi: Nabizâde Nazım / Zehra

İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf / Eylül

İlk tarihi roman: Namık Kemal / Cezmi

Roman Türleri:

Konularına göre roman türleri:

1. Tarihî roman: Konularını tarihten, tarihe mâl olmuş kişilerden alan romanlardır. Tarihi romanlara yazar, tarihi gerçeklere kendi hayal gücünü katarak tarihi olayları daha ilgi çekici hale getirir. Günümüzde bu türden eser veren çok yazar vardır. Ancak İskender Pala özellikle son romanı ile Barbaros Hayrettin Paşa’yı anlatmaktadır. Bu bir tarihi roman örneğidir.

2. Sosyal roman: Toplumun sorunlarını konu alan, sınıflar arası çatışmayı, rejim değişikliklerini, kent hayatını, köy hayatını, toplumun yozlaşmasını, göçleri vs. konu alan romanlardır. Sosyal romanın dünyada ilk örneğini Victor Hugo, “Sefiller” isimli eseriyle vermiştir.

Türk edebiyatında Sabahattin Ali’nin romanları toplumcu roman olarak kabul edilir. Aslında böyle bir sınıflandırma ne kadar doğrudur tartışılır. Çünkü Sebahattin Ali’nin romanlarına baktığınızda toplumu insan üzerinden anlatır. Yine anlattığı insandır yani. Bu açıdan bakınca Mustafa Kutlu da insanı anlatır ama, insanın toplumdaki rolünü anlatır.

3. Macera (serüven) romanı: Günlük hayatta çok karşılaşmadığımız olayları anlatır. Akıcı, sürükleyici bir türdür. Ahmet Mithat’ın Hasan Mellah ve Dünyaya İkinci Geliş bu türe örnektir. Yine Defoe’nin Robinson Crusoe de bu türe örnektir.

4. Psikolojik roman: İnsanların ruhsal durumlarını konu edinir. Görünen olaylardan ziyade olayların arka planları bu tür için önemlidir. Ruhun derinliklerine inerek bilinçaltındaki gizemli isteklerin açığa vurulduğu romanlardır.
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı bu türe en iyi örnektir. Yine Türk edebiyatında Mehmet Rauf’un Eylül’ü ilk psikolojik romanımızdır.

5. Otobiyografik roman: Yazarın kendi yaşamını konu edindiğini “düşündüğümüz” romanlardır. Aslında her roman yazarından izler taşır. Taşımaması mümkün değildir. Eğer birebir yazarının hayatını anlatıyorsa da bu roman değil, bir otobiyografi yazısı olur.
Burada anlatılmak istenen, yazarın yaşamından ufak ufak izleri taşıyan romanlardır. Peyami Safa’nın 9. Hariciye Koğuşu isimli eserindeki kahraman hastalığı ile Safa’yı çağrıştırır.

6. Nehir roman: Birbirinin devamı olan romanlardır. Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa”, “Küçük Ağa Ankara’da” ve “Firavun’un İmanı” isimli romanları bu türe örnektir.

Akımlarına göre romanlar:

Klasik roman
Realist roman
Romantik roman
Natüralist roman

Roman inceleme planına, roman inceleme şemasına bakmak için burayı tıklayınız.

Roman İnceleme Plânı

Çarşamba, Şubat 13th, 2013 | 1.812 views

Roman incelemek için iki ana unsuru dikkate almak gerekir. İnceleme bu iki ana unsur altında yapılır: Biçim ve İçerik.

1. Biçim Yönünden İnceleme : Romanın dış görünüşüyle ilgili yapılan incelemelerdir.

Romanın adı

Romanın sayfa sayısı

Romanın ebatları

Romanın basıldığı yayınevi ve yeri

Romanın basıldığı tarih

2. Romanı İçerik Yönünden İnceleme: Romanın içeriğine dair yapılan incelemelerdir.

A. Olay ( Vaka)

B. Bakış Açısı ve Anlatıcı

C. Zaman

D. Mekân

E. Şahıs Kadrosu

a. Asıl Kişiler

b.Yardımcı Kişiler

 

Bu plânın içeriğini “Metin ve Yapı” konusundan öğrenebilirsiniz.

Masal

Çarşamba, Şubat 13th, 2013 | 1.801 views

Genellikle halkın yarattığı olağanüstü özellikler taşıyan hikâyelerdir. Bu hikâyelerde kahraman olarak insanlar, hayvanlar, dev, cin ve peri gibi olağanüstü varlıklar vardır. Masallarımız sözlü gelenek içerisinde oluşmuş ve kulaktan kulağa aktarılarak yazılı döneme kadar yaşamıştır. Yazılı dönemde ise yazıya aktarılmıştır.

Masalların Özellikleri:

- Masallarda mekân olarak genellikle Kafdağı gibi hayali mekânlar yer alır.

- Masallarda zaman belirgin değildir. “Evvel zaman içinde” diye belirgin olmayan bir zaman kullanılır.

- Masalların ilk söyleyeni bilinmediği ve bunların kulaktan kulağa aktarılarak günümüze kadar ulaştığı için “anonim”dir.

- Masallar evrenseldir. Millîlik yoktur. Ayrıca dini motiflere de yer verilmez. Erdemli olma, iyilik, yardımlaşma gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenir.

- Olaylar anlatılırken genellikle miş’li geçmiş zaman kıllanılır.

- Masallarda idealize edilmiş kahramanlar vardır. Yani kahramanlardan iyi olanlar hep iyi, kötü olanlarsa hep kötüdür.

- Masalın sonunda kötüler cezalandırılır, iyilerse ödüllendirilir, muradına erer.

- Masalın başında, ortasında veya sonunda kalıplaşmış sözler olan tekerlemeler kullanılır.

Not: Günümüzde yazarı belli olan masallar vardır. Bu masallar günümüz edebiyatında çocuklar için yazılan sanatsal masallardır. Modern masallardır.

Masal Türünün Tarihi Gelişimi:

Masallar sözlü gelenek kültürüne dayandığı için tarihi hakkında net bir bilgi vermek zordur. Ancak bilinen ilk masal örneklerinin “Bin bir gece masalları”, “Kelile ve Dimne”, “Ezop Masalları” olduğu düşünülür.
Türk edebiyatında, masallarla ilgili en önemli derlemeyi yapan araştırıcımız Eflatun Cem Güney’dir.

Hikâye

Salı, Şubat 12th, 2013 | 3.564 views

Klâsik bir tanımla, yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olayları kurgulayarak, yer, zaman ve kişi kadrosunun da yardımıyla, belirli bir yapı içerisinde anlatan yazı türüdür hikâye.

Anlatmaya dayalı metin türleri
nden birisi olan hikâye Türk edebiyatının eski dönemlerinden beri kullanılıyordu. Sözlü edebiyat dönemine gittiğiniz zaman “destan”ların aslında ilkel birer hikâye olduğunu görürsünüz. Çünkü bir kişi kadrosu vardır, belirgin olmasa da bir zaman ve mekân vardır. Ayrıca bir olay etrafında kurgulanmıştır.

Dünya edebiyatında hikâye

16. yüzyılda İtalyan yazar Boccacio’nun yazdığı “Decameron” isimli eser hikâyenin başlangıcı olarak kabul edilir. Ayrıca bu eserde romana ait özellikler de olduğu için romanın da ilk örneği olarak kabul edilir.

Türk edebiyatında hikâye
Özel bir tür olarak hikâye ise bizde ilk defa ilklerin dönemi olan Tanzimat edebiyatında görülür. İlk hikâyemiz konusunda Emin Nihat’ın Müsameretnâme’si ile Ahmet Mithat Efendi’nin Letâif-i Rivâyet’i arasında sürekli bir tartışma yaşanır. Bu hikâyelerin yazı ve yayım tarihi arasındaki farklılıktan kaynaklanan bir tartışmadır bu. Bizde ilk hikâye olarak Letâif-i Rivâyet bilinir. Sonuçta bu çok önemli bir sorun değildir.

Sami Paşazâde Sezâi’nin Küçük Şeyler’i ise Batılı anlamda ilk başarılı hikâye örneği olarak kabul edilir.
Hikâye ile roman biçim olarak benzerlik gösterse de, hattâ hikâyeye “romanın kısası” tanımı yapıştırılsa da aslında bu isimlendirme yanlıştır. Çünkü ikisi de özünde farklı bir türdür.

Hikâyenin Özellikleri:

- Hikâyelerde yaşanmış ve yaşanması muhtemel olaylar konu edinir. Eğer olağanüstü olaylar konu edinseydi onlar ya birer masal ya da birer halk hikâyesi olurdu.
- Öyküde estetik haz esastır. Bir öykü okuyanına mutlaka zevk verir. Bu da en çok kurguyla sağlanır.
- Bir mesaj, sosyal kaygı, ileti, tez hikâyede estetiğin hiçbir zaman önüne geçmez. Öykünün öncelikli amacı zevk vermektir. Mesaj verme, ders verme kaygısı ise çok arkaplanda yer alır.
- Hikâye kahramanlarının ruh tasvirleri çok fazla yapılmaz. Yüzeysel olarak özellikleri anlatılır.
- Zaman ve mekân üzerine derinlemesine anlatım yapılmaz. Anlatım yüzeyseldir.
- Hikâyelerde anlatım türlerinden en çok öyküleyici anlatım kullanılır. Tabii bunun yanında yer yer betimleme ve açıklayıcı anlatıma da başvurulur.
- Hikâyelerin kimisi bir olayı anlatırken kimisi de insan yaşamının bir kesitini, bir bölümünü anlatır.
- Hikâyeler olay temelli anlatılardır. Mutlaka bir olay vardır. Durum hikâyesi de olsa bu basit bir olay etrafında gerçekleşir.

Hikâye ile Roman Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler:

Aslında hikâye ve romanı karşılaştırmak çok sağlıklı olmasa da şu şekilde maddeleyebiliriz:

- Hikâye ve roman: Her ikisi de anlatmaya dayalıdır ve bir olay etrafında gerçekleşir.
- Her ikisinde de bir kurgu vardır. Anlatılan dünya kurgusal (itibarî) bir dünyadır. Aynı şekilde zaman, mekân ve kişiler kurgulanmış, gerçekliğinin tartışılması saçma unsurlardır.
- Hikâye romana göre daha kısa bir türdür.
- Hikâyede sadece bir olay varken, romanda birçok olay bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır.
- Romanda mekân, zaman ve kişiler yoğun bir şekilde anlatılırken, ruh tahlilleri yapılırken hikâyede bunlar yüzeysel olarak anlatılır. Ayrıntıya çok fazla yer verilmez.

Hikâyenin Ögeleri:

Olay çevresinde gelişen metinlerin hemen hepsinde bu unsurlar ortaktır: Yer (mekân), zaman, kişi ve olay.

Olay: Prof. Dr. Şerif Aktaş’ın (Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş) tarifine göre vaka “Herhangi bir alâka ile bir arada bulunan veya birbirleriyle ilgilenmek mecburiyetinde kalan fertlerden en az ikisinin karşılıklı münasebetlerinin tezahürüdür.”

Demek ki vak’a yani olay, bir eserde vazgeçilmez unsurdur. Eserde sebep ne olursa olsun, bir arada bulunan iki kişinin birbiriyle olan ilişkilerinin yansımasıdır. Mesela iki kişinin birbirine aşık olması sonrasına gelişen durumlar birer olaydır.

Zaman: Hikâyenin gerçekleştiği zamandır. Tabii zamanı incelerken biz ayrıntıya inebiliriz. Mesela hikâyedeki olayın yaşandığı zamana “vaka zamanı”, anlatıcının bu olayı anlattığı zamana da “anlatma zamanı” diyebiliriz.

Mekân: Hikâyedeki olayların gerçekleştiği yerdir. Açık mekân olabileceği gibi, kapalı mekân da olabilir.
Kişi Kadrosu: Hikâyenin esas unsurundan birisi de kahramanlardır. Kahramanlar olmadan olay tek başına bir işe yaramaz. Olaylar gerçekleşmez. Durağanlık olur. Bu sebeple kahramanlara ihtiyaç vardır.

Hikâyenin unsurları konusunda daha fazla bilgi almak isterseniz “Metin ve Yapı” başlığına bakabilirsiniz.

Hikâye Türleri:

1. Olay Hikâyesi ( Maupassant Tarzı Hikâye ) : Adını Fransız yazar Guy de Maupassant’tan (Guy dö Mopasan) olay hikâyesinde esas unsur olaydır. Olaylar giriş, gelişme ve sonuç sıralamasına uygun olarak gerçekleşir. Olaylar kronolojik ve mantıklı bir sıra ile verilir. Eserde bir hareketlilik vardır. Çözüm bekleyen bir olay vardır. Bu tür hikâyelerde merak unsuru çok önemlidir.

Olay hikâyesinin Türk edebiyatındaki en mühim temsilcisi Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Tarık Buğra ‘dır.

2. Durum (kesit) Hikâyesi ( Çehov Tarzı Hikâye): Adını Rus yazar Anton Çehov’dan alan durum hikâyesinde de merak ögesi ikinci plâna kalır. İnsan yaşamından bir kesit alınır ve bu kesit anlatılır. Anlatılan olayın öncesi ve sonrası olmayabilir. Ya da çok az bir şekilde bahsedilmiş olabilir. Burada esas vurgu o duruma, kesite yapılır.
Olaylardan ziyade kahramanlar, durum, sosyal düşünceler ön plâna çıkarılır. S

Durum hikâyesinin Türk edebiyatındaki temsilcisi Sait Faik Abasıyanık’tır. Ayrıca Sabahattin Ali ve Memduh Şevket Esendal’ın da durum hikâyeleri vardır.

12. Sınıf Dil ve Anlatım Konuları

Cumartesi, Şubat 2nd, 2013 | 3.570 views

I. ÜNİTE: SANAT METİNLERİ

1.Sanat Metinlerinin Ayırıcı Özellikleri
2.Sanat Metinleri
2.1. Fabl
2.2. Masal
2.3. Hikâye (Öykü)
2.4. Roman (Roman inceleme planı)
2.5. Tiyatro (Oyun)
2.6. Şiir

II. ÜNİTE: SÖZLÜ ANLATIM

1. Konferans
2. Açık Oturum
3. Sempozyum
4. Forum
5. Münazara

III. ÜNİTE: BİLİMSEL YAZILAR

Bilimsel Yazılar


Ankara'da Özel Ders