Kolay Türkçe

Tanzimat Edebiyatının Oluşumu

Pazartesi, Ağustos 25th, 2014 4.165 views

Tanzimat Edebiyatının Oluşum Zemini

Tanzimat Arapça “nzm” kökünden gelir ve düzen, düzenleme, düzenlemeler anlamına gelir. Tanzimat Fermanı da askerlikten ekonomiye birçok alanda düzenlemeler yapılacağının devlet eliyle duyurulduğu bir fermandır. Bu ferman ile Batılı anlamda bir düzene duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve devlet eliyle bu tasdik edilmiştir. Yani devlet birtakım yeniliklerin zorunlu olduğunu, değişimlerin yaşanması gerektiğini kabul etmiştir. Tabii bu kabul etme süreci Lale Devri’ne kadar uzar.

Bu dönemden itibaren gerek yurtdışına gönderilen geçici/kalıcı elçiler, gerekse burslarla okutmaya gönderilen gençler Avrupa’nın yaşayış ve düşünüş tarzını benimserler ve yurda döndüklerinde bunu uygulamaya koyulurlar. Gazeteler çıkarırlar, Batıyı tanıtan yazılar yazarlar, Batı edebiyatından tercümeler yaparlar. Hızla Batı medeniyet dairesine yönümüzü çevirmeye çalışırlar.

Gazetelerin Batılılaşma yolunda şüphesiz önemli rolü vardır. Yurtdışına gönderilen genç aydınlar Avrupa’da öğrendiklerini, gördüklerini, düşüncelerini gazeteler vasıtasıyla halka iletirler, anlatırlar.

Tiyatro yine Batılılaşma yolunda mühim bir araçtır. Birçok Fransız tiyatrocular kumpanyalar düzenleyerek Türk halkına tiyatroyu sevdirirler. Öyle ki Türkler oyunlar yabancı bile olsa hareketlerden zevk aldıkları için oyunları izlemeye giderler. Hatta Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile birlikte İstanbul’da bir de tiyatro binası yapılır.

Tanzimat Edebiyatının Başlaması

 Toplumsal gelişmelerin kültürü, sanatı ve edebiyatı etkilemesi şüphesiz bir süre sonra olur. Tanzimat edebiyatının başlaması da Tanzimat Fermanı’nın ilanından 30 yıl sonrasına rast gelir. Kaynaklar genelde Tanzimat Edebiyatının başlangıcını 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmaya başlaması kabul eder.

Tanzimat sanatçılarının amacı Batı örneğinde bir Türk edebiyatı oluşturmaktı. Bu sebeple bu edebiyatı halka öğretmek için tüm kaynakları, imkânları değerlendirdiler. Ayrıca Batı edebiyatından aldığımız tiyatro, gazete, makale, roman, hikâye gibi türlerin hemen hepsinde kalem oynattılar ve bu türlerin ilk örneklerini verdiler.

Tanzimat dönemi Divan edebiyatına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Fakat Tanzimat edebiyatının genel karakteristik özelliğine baktığımızda bir dualizm yani ikilik görürüz. Bu ikiliğin temel sebebi hem siyasî anlamda hem de edebî anlamda yeni kurumların, yeni türlerin oluşması ile birlikte uzun yıllar eski kurumlar, eski türler varlığını devam ettirmiştir. Çünkü bu dönemde hem eskiyi savunan hem de yeniyi savunan sanatçılar vardır. Demek ki Tanzimat edebiyatı dediğimizde eski-yeni çatışmasını merkeze alacağız.

1860’larda Tercüman-ı Ahval ile başlayan Tanzimat edebiyatı 1900’lere kadar varlığını devam ettirir.

Bu dönem sanatçılarından Şinasi, Ziya Paşa, Akif Paşa, Namık Kemal, Agâh Efendi, Sadullah Paşa, Sami Paşazade Sezai gibi isimler modern Türk edebiyatının kurucuları sayılırlar. Bunlar arasında Şinasi ilklerin sanatçısıdır.

Şinası, yazdığı şiirler, romanlar ile aklı, düşünceyi ve modernleşmeyi ön plana alarak kendinden sonra gelen aydınlara öncü olmuştur.

Akif Paşa’nın bu dönem yazdığı “Adem Kasidesi” modern şiirin öncülerinden sayılır. Adem, yokluk demektir. Akif Paşa yazdığı bu şiirle Osmanlı aydınının dünyaya bakışı ile modern insanın aklı ön plana çıkarışı arasında kalan insanın dramını anlatır.

Yenileşme Dönemi Türk Edebiyatı

Pazartesi, Ağustos 25th, 2014 25.798 views

Türkler tarih içerisinde üç ana medeniyet dairesine girmiştir. Tüm toplumsal olayların edebiyatı etkilediği gibi bu üç ana dönem de edebiyatımızda üç dönem meydana getirmiştir.

Sözlü dönem, Türklerin Orta Asya’da daha fazla kendine ait unsurları barındırdığı, kavmî özelliklerin ön plana çıktığı bir dönemdir. Türklerin İslâmiyet ile tanışmasına kadar bu dönem etkisini sürdürmüştür.

Dini dönem, İslâmiyetin kabulünden itibaren Türklerin edebiyatını büyük oranda etkilemiş ve bu etki yüzyıllar boyu sürmüştür. Bu dönem edebiyatında dinî özellikler ön plâna çıkmış, dinî nitelikli eserler vermiştir. Bu dönem 10. Sınıf Türk Edebiyatı dersinin konusudur.

Modern Dönem ise Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile başlar ve günümüze kadar devam eder. Dinî döneme göre bireyin ve aklın daha ön planda tutulduğu bu dönemde Batı ile etkileşim artmış ve Batıdan birçok edebi tür (roman , tiyatro, deneme, gazete gibi) alınmıştır.

yenileşme dönemi

yenileşme dönemi

* Resminbüyüğü için üzerine tıklayınız

Yenileşme Dönemi, Yenileşme Nedir?

Yenileşme, var olanın çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesidir. Tüm Batı ülkeleri gibi Osmanlı İmparatorluğu da Yenileşme Dönemi nden nasibini almıştır.

Batı, 16. Yüzyılda Rönesans ve Reform hareketlerine girişerek kilisenin hakimiyetini, skolastik düşünceyi terk eder ve onun yerine aklı, bilimi ve deneyi ön plana alan yeni bir düşünce dünyasına adımını atar. Aklı ve bilimi ön plana alan Avrupa bireyin de önemli olduğu bir Aydınlanma Çağına ayak basar. Aydınlanma Çağı, aklın ön plana alındığı, doğru bilgiye akıl ile ulaşılacağının benimsendiği bireyin kendi yaşantısını şekillendirebildiği, bireyin toplum için/devlet için değil de toplumun/devletin birey için var olduğuna inanıldığı bir dönemdir.

Aydınlanma çağı ile birlikte Coğrafi keşifler hız kazandı. Coğrafi keşifler ile yeni yerler keşfeden Avrupa buraları sömürmeye başladı ve dolayısıyla da zenginleşti. Ayrıca teknik alandaki gelişmelerin sanayiye yansıması ile birlikte sanayi inkılâbı gerçekleşti. Böylece Avrupa karşı konulmaz bir güç haline geldi.

Avrupa’daki bu gelişmeleri izlemeyen, izlemeye tenezzül etmeyen Osmanlı Devleti, onların karşısında maddi olarak güç kaybetti. Avrupa’nın parası ve sanayisi ile baş edemedi. Yine bu dönem ortaya çıkan ve milletlerin kendi devletlerini kurma özgürlüğü düşüncesini yayan Fransız İhtilali, çok uluslu bir devlet olan Osmanlı Devleti’ni etkiledi ve Osmanlı Devleti büyük toprak parçaları kaybetmeye başladı.

Devletin ileri gelenleri bu kaybedişe bir dur demek adına ilk defa Batının ne yaptığına dikkat etti ve onları yakından izlemek , onların yaptığı yenilikleri uygulamak gerektiğini düşündü. Tabii bu kayıplar en çok askeri alanda yaşandığı için yapılan yenilikler askerî alanda sınırlı kaldı.

Dönem dönem bu yeniliklerin faydasını gören Osmanlı Devleti hızla toprak kaybetmeye devam ediyordu. Padişahların, sultanların ömrü ile sınırlı kalan yenilikler II. Mahmut döneminde hız kazandı ve askerî alandan sıyrılarak, siyasî, ekonomik alanlara da yöneldi. Ancak bu yeniliklere yeniçeriler, ulemalar gibi yenilik istemeyen kesim taş koyunca yenilikler sınırlı, yetersiz kaldı.

Osmanlı , birçok milleti, farklı inanca sahip insanları bünyesinde barındırdığı için tarihin her döneminde diğer devletler tarafından içişlerine karışma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Öyle ki 1800’lü yıllarda Osmanlı vatandaşı olan Katoliklere Fransa, Protestanlara İngiltere, Ortodokslara da Rusya sahip çıkmış ve bu vatandaşları bahane ederek Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmışlardır.

Osmanlı, bu karışmayı engelleyebilmek için azınlıkların haklarını korumak amacıyla Sultan Abülmecit zamanında Mustafa Reşit Paşa’nın hazırladığı Tanzimat Fermanı’nı diğer adıyla Gülhane Hattı Hümayunu’nu3 Kasım 1839’da Gülhane parkında yayımlamıştır.

Tanzimat Fermanı Maddeleri (kısaca)

  • Bütün vatandaşların can, mal ve namus güvenliği sağlanacaktır. ( Bu madde ile Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan Müslüman gayri müslim tüm halkın yaşama hakkı ilk defa bir kanun maddesi ile güvence altına alınmıştır.)
  • İnsanlar mahkemeye çıkarılmadan cezalandırılmayacaktır.  ( Yasaların üstünlüğü bir padişah tarafından kabul edilmiştir.)
  • Herkesten gelirine göre vergi alınacaktır.
  • Padişahın gücünün üzerinde kanun gücü olacaktır.
  • İnsanlara mülkiyet edinme hakkı tanınacaktır.
  • Askerlik işleri düzene sokulacaktır. ( Bu madde ile gayrimüslimler de askere gidecektir. Bu madde Islahat Fermanı’nda değişmiştir.)
  • Rüşvet ve adam kayırma yasaklanacaktır.

Bu devletler Tanzimat Fermanı ile yetinmemiş ve ülkeyi bugün bile darboğaza getiren Islahat Fermanı’nı 1860 yılında Abdülaziz’e hazırlatıp imzalatmışlardır.

Yenileşme dönemi ve Tanzimat Fermanı ‘nın Türk Edebiyatına yansıması Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı ‘nın oluşmasını sağlamıştır.

Yeni Lisan Hareketi

Pazartesi, Şubat 11th, 2013 2.250 views

Edebiyat ve toplum ilişkisi her dönem diriliğini korumuştur. Toplumsal olaylar edebiyatı er ya da geç bir şekilde etkiler. Misal, Tanzimat edebiyatının oluşumuna baktığımız zaman Tanzimat Fermanı‘nın ilanından yirmi bir yıl sonra Tercüman-ı Ahvâl‘in çıkmasıyla birlikte Tanzimat edebiyatı başlar. Akabinde Abdülhamit’in baskı rejimi Servet-i Fünûn sanatçılarının mizacını da etkiler ve karamsarlığın zirvede olduğu Servet-i Fünûn dönemi başlar.

Millî edebiyat dönemine geldiğimizde de aynısını görürüz. Osmanlı yıkılma sürecine girmiş ve bu yıkılışı durdurmak isteyen fikir akımları ortaya çıkmıştır. Bu siyasî ortamın bir meyvesi de “milliyetçilik” hareketidir. Bu hareketin edebiyatta etkisi de Yeni Lisan hareketi ile görünür hâle gelir.

1911 yılının Nisan ayında Selanik’te çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi etrafında toplanan Ömer Seyfettin, Âkil Koyuncu, Rasim Haşmet, Ali Canip Yöntem gibi gençler “milli edebiyat” deyimini ortaya atarlar.

Millî bir edebiyat oluşturmak için öncelikle edebiyat dilinin de “millî” olması gerekmektedir. Bu da onları “Yeni Lisan” görüşüne götürür.

O zamana kadar ki edebiyat dilinin Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmış, yapay bir dil olduğunu ve bundan bir an evvel kurtulmak gerektiği kanısına varmışlar ve çalışmalarını bu yönde gerçekleştirmişlerdir. Daha evvelki edebiyatları (özellikle Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti) dillerinin ağır olmaları sebebiyle şiddetle eleştirmişlerdir.

Yeni Lisan Hareketinin Temel Görüşleri:

– Konuşmada İstanbul ağzı esas alınacaktır.
– Arapça Farsça kurallara uygun olarak kullanılan terkipler (tamlamalar) mümkün olduğu kadar kullanılmayacaktır.
– Arapça ve Farsça sözcükler Türkçede söylendikleri gibi yazılacaktır.
– İlmî terimler olarak Arapça kelimeler kullanılmaya devam edecektir ama mümkün olduğunca Türkçe kelimeler kullanılmaya devam edilecektir.

Millî Edebiyat Dönemini Hazırlayan Akımlar

Perşembe, Şubat 7th, 2013 3.406 views

Osmanlıcılık: Hepimizin tarih derslerinde sıkça hatırladığı bir kavramdır. Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan tüm toplumların (Türk, Arap, Ermeni, Yunan, Çerkez gibi) dinine, inancına ve mezhebine bakılmaksızın eşit haklara sahip olması gerektiğini savunan görüştür.

Tanzimat döneminde başlayan azınlıkların çözülmesi sürecinin önüne geçerek Osmanlı’nın yıkılışını engellemek isteyenlerin savunduğu bir görüştür. Yani aslında Osmanlı’nın kuruluş özelliklerine baktığımız zaman zaten bünyesinde olan, o güne kadar uygulanan bir görüşün siyasî anlamda dillendirilmesidir. Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla Osmanlı Devleti’nin resmî ideolojisi haline gelmiştir. Namık Kemal, Ziya Paşa, Abdülhak Hamit Tarhan gibi Tanzimat dönemi sanatçıları bu görüşü desteklerler.

İslâmcılık: Diğer adıyla ümmetçiliktir. Halkı Müslüman olan ülkelerdi bir çatı altında toplamak, İslâm dünyasını birleştirmek amaçlanmıştır. İslâm’ın değerlerini esas alarak Osmanlı Devleti’ni içinde bulunduğu bu çöküş sürecinden kurtarmak amaçlanmıştır. “İslâm dininin, tüm ilerlemelerin anahtarı olduğu, kuralları doğru uygulanırsa gelişmiş milletlerin seviyesine ulaşılabileceği” düşüncesi hâkimdir.

Bu ideolojiyi 1908’den sonra daha da ilerleterek savunan en önemli temsilcisi Mehmet Akif Ersoy’dur. Ayrıca Said Halim Paşa, Musa Kâzım Efendi, Hacı Zihnî Efendi, Eşref Edip, M. Şemseddin Günaltay gibi sanatçılar da bu ideolojiyi savunurlar.

Batıcılık: Batı’nın ilim ve tekniğini, siyasî yönetim biçimini alarak Osmanlı’ya uygulamakla devletin çöküşten kurtulacağına inanan aydınların savunduğu ideolojidir. Bu akımı savunmadaki amaç Batı’nın son birkaç yüzyıldır bilimde, teknikte ve askerî alanda ileriye gelişme kaydetmiş olmasıdır. Hiçbir siyasî amaç gütmeden, özellikle sosyal ve kültürel alanda Batılılaşmanın en sıkı taraftarları Servet-i Fünûn sanatçılarından Tevfik Fikret ve Abdullah Cevdet ile Kılıçzade Hakkı gelir. Akımın en mühim yayın organı İctihaâd(1904) dergisidir.

Türkçülük: Osmanlı Devleti’nde yaşayan Türkleri millî bir duygu etrafında birleştirerek Osmanlı’yı çöküşten kurtarmak isteyen aydınların savunduğu görüştür. Türkçüler, “Türklüğün milleti ayakta tutabilecek tek güç olduğu”na inanırlar. Ahmet Vefik Paşa, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Şemsettin Sami gibi isimler Türkçülük akımına mensup isimlerdir.

Tüm bu akımlardan hareketle şöyle bir sonuç çıkarabiliriz, her birinin savunduğu görüş ne olursa olsun amaçları Osmanlı’yı çöküş sürecinden kurtarmaktır. İçlerinde bazıları başarısız olmuş, bazıları da kısmen başarılı olmuştur. Bu akımları bu açıdan değerlendirmek gerekir.